SeyrüseferAskeri Teknoloji → Gün Ola Harman Ola

Gün Ola Harman Ola

Seyir Defteri - Askeri Teknoloji
Cumartesi, 10 Mart 2018

XGAM-87 Modeli Rüzgar Tünelinde Doğrudan mevzuya girersek; aslında havadan atılan balistik füzeler üzerindeki çalışmalar hiç de yeni değildir. Bu doğrultuda bilinen ilk ciddi faaliyetler 1950'lerin ikinci yarısında ABD'de başlatılmıştı. Daha sonra XGAM-87 (sonraki tanımlamasıyla XAGM-48 Skybolt) olarak adlandırılan bu füze projesi belli bir olgunluk seviyesine erişse de gerek yaşanan zorluklar ve başarısızlıklar ve gerekse denizaltıdan atılan balistik füze teknolojisinin geliştirilebilmesi ile birlikte 1962'de iptâl edilmiştir.

Soğuk Savaşın bu hızlı yıllarında SSCB tarafında da muhtemelen ABD'de yaşanan tecrübelere benzer sebeplerle havadan atılan bir balistik füze çözümü tercih edilmedi. Tabii ilave olarak iki ülkenin harekât ihtiyaçlarının ve çözüm yaklaşımlarının belirgin şekilde farklı olmasının da bu durum üzerinde önemli bir etkisi olduğu ifâde edilebilir.

ABD'de başlatılan bu ilk havadan-atılan balistik füze çalışmaları vasıtasıyla balistik füzelerin performans nitelikleri ile uçakların harekât esnekliklerini birleştirerek etkin bir çözüm oluşturabilmek hedeflenmiştir.

12m uzunluğunda ve 5.150kg ağırlığındaki GAM-87A; atalet güdümlü, iki kademeli ve tamamen katı yakıtlı, 1.000denizmili'ne ulaşabilen nükleer başlıklı bir balistik füze olacaktı. Gövde çapı 914mm ve kanat açıklığı ise 1.860mm idi.


Douglas XGAM-87 Modeli Nasa Rüzgar Tünelinde

Resim.1) Bir Douglas XGAM-87 kafa modeli Nasa rüzgar tünelinde, 1960.[1]


XGAM-87 çalışması başladığında tasarım pek çok değişkenin değerlendirilmesiyle birlikte farklı niteliklerdeki aday füze yapılandırmalarının ortaya çıkmasıyla ilerledi.

Örneğin yenidengiriş aracı için hava kuvvetleri klasik balistik yaklaşımı tercih etmekteyken tasarım ve üretim ile sorumlu Douglas mühendisleri türünün ilk örneği sayılabilecek bir Hızlan-Süzül aracı teklif etmekteydi. Buradaki ilk seçenek daha küçük RKA'ya1 sahip ve daha hızlı, hepsinden önemlisi geliştirilmesi daha kolay ve ucuz bir tasarım kavramına sahip olduğundan nihâi karar da bu yönde oldu.

Motor için ise Polaris ve Minuteman projelerine yönelik olarak yeni geliştirilen katı yakıt teknolojisi tercih edilmişti. Füzenin güdüm ve kumanda sistemi seçimleri vesairenin de tamamlanmasıyla Ağustos 1959'da Able III olarak tanımlanan optimize edilmiş aday tasarım tamamlandı.


Bir XAGM-87 Modeli Yüksek Hızlı Gaz Dinamiği Tünelinde

Resim.2) 1/18 ölçekli bir XAGM-87 aday tasarımına ait model yüksek hızlı gaz dinamiği tünelinde, 1961.[3]


Çift kademeli Able III yapılandırması, daha güvenilir ve kolay bir tasarım elde edebilmek için tek kademeli motor seçenekleri ile de kapsamlı olarak değerlendirildi. Bununla birlikte tek kademe ile hedeflenen 1.000denizmili menzile yaklaşılamıyordu.

Able III tasarımı, taşınması gereken 750kg'lık harpbaşlığı sebebiyle ağırlık merkezi kökenli ciddi sıkıntılar da yaşamaktaydı. Temelde, birinci kademe yakıtının tükenmesine doğru füze ağırlık merkezinin iyice başa kaymasının sebep olduğu bu sorunu çözebilmek için tasarım üzerinde bazı değişiklikler yapılması gerekli oldu, mesela öngörülen 750kg'lık ağır harpbaşlığı seçeneğinin 250kg'lık hafif başlıkla değiştirilmesi gibi.

Bilahare birinci kademenin gövde çapı 1.168mm'den, ikinci kademenin çapı olan 914mm'ye düşürülerek direncin %50 civarında azalması sağlandı.

Proje üzerindeki zaman baskısı (1963 sonundan hizmete girebilme hedefi) sebebiyle Douglas tarafından tercih edilen nihai Able III yapılandırması yerine Delta II olarak tanımlanan [Resim.4] çeşitli açılardan daha sıradan olarak değerlendirilebilecek yapılandırma üzerinden devam edilmesine karar verildi, projenin tamamlanma süresini kısaltabilmek için gelişmiş tekniklerin ve malzemelerin XGAM-87 üzerinde uygulanması artık kapsam dışında bırakılmıştı.


Skybolt üzerinde kullanılılacak olan 1mt W-59 nükleer harpbaşlığı

Resim.3) Skybolt üzerinde de kullanılacak olan 250kg ağırlığındaki 1 megaton'luk W-59 termonükleer harpbaşlığını taşıyan Mark-5A yenidengiriş aracı.[4]
Projenin ilerleyen safhalarında ise W-59'un Mark-7 aracı ile taşınmasına karar verilmiştir.


Skybolt'un yenidengiriş aracının tasarımı ile 1959'da GE2 görevlendirildi. Tabii yenidengiriş aracının tasarımı, doğrudan taşıyacağı harpbaşlığına da bağlı olduğundan öncelikte bu tercihin belirlenmesi gerekiyordu ki harpbaşlığının toplam yenidengiriş aracı ağırlığının %50-85'ine tekâbûl edeceği söylenebilir.

Çoklu harpbaşlıkları vesaire dâhil muhtelif seçenekler değerlendirildikten sonra teslim süresine uymanın optimum tasarımdan daha önemli olduğu yönünde bir durum ortaya çıkınca; hafif harp başlığı taşıyacak tek yenidengiriş aracı kullanılması tercih edildi. Seçilen başlık J-21 (daha sonraki tanımlaması ise XW-59X1) oldu. 414mm çapında, 1.214mm uzunluğunda ve 250kg ağırlığındaki bu harpbaşlığı 1 megaton gücündeydi ki aynı başlık Minuteman-1 kıtalararası balistik füzeleri üzerinde kullanılmıştır.


Douglas XGAM-87 (XAGM-48 Skybolt) ile bir B-52 üzerinden gerçekleştirilen atış tecrübesi

Resim.4) Douglas XGAM-87 (XAGM-48 Skybolt) ile bir B-52 üzerinden gerçekleştirilen atış tecrübesi.
Füze, yaklaşık 13.000m irtifada uçaktan serbest bırakıldıktan iki saniye sonra birinci kademe motoru ateşlenir.
Yaklaşık 164kN itiş sağlayan motor ile füze önceden programlanmış balistik yörüngede ilerler.
41sn sonra ilk kademenin yakıtı tükense de füze yavaşlayarak ilerlemeye devam eder ve füze üzerindeki dinamik basınç 20,7bar'a düştüğünde ilk kademe otomatik olarak ayrılarak 82kN itiş sağlayan ve 41sn süresince çalışacak olan ikinci kademe motor ateşlenir. Uçuş bilgisayarı füzenin öntanımlı yörüngede ilerlemesini sağlar. İniş başladığında yenidengiriş sebebiyle oluşan yavaşlamayı algılayan görev bilgisayarı harpbaşlığının tapasını aktifleştirir ve sonunda tapa harpbaşlığını önceden tanımlanmış irtifada patlatır. Başlık üzerinde ilave olarak yedek bir temas tapası daha mevcuttur.
Azami uçuş süresi 710sn olan XGAM-87, zirve irtifası 460km olabilen bir balistik yörünge izlenerek 950denizmili menzile erişebilir. Yenidengiriş aracının azami sürâti Mach 11'e kadar ulaşır.


Başlangıçta W59 termonükleer harpbaşlığının Minuteman-1 uzun menzilli balistik füzesi için geliştirilen Mark-5A [Resim.5] yenidengiriş aracı ile birlikte kullanılması düşünülürken tasarımın ilerleyen safhalarında, Mart 1961 itibarı ile, aynı harpbaşlığının henüz geliştirilen Mark-7A yenidengiriş aracı ile birlikte kullanılmasına karar verildi.

Küre-koni-silindir-volta [Resim.3] yapılandırmasına sahip olan Mark-5 aracının, küre-koni yapılandırmasına sahip daha üstün nitelikli Mark-7 ile değiştirilmesiyle menzilde 25denizmili civarında bir artış elde edildiği gibi birim maliyet düşmüş, atmosfere girişin etkisiyle oluşan volta üzerindeki malzeme kaybına çözüm bulma meselesi ortadan kalkmış ve aracın RKA'sı da azalmıştı. Diğer taraftan Mark-7'nin tapa mekanizması Skybolt'un kullanım tarzından kaynaklanan ihtiyaçlar sebebiyle Mark-5'den daha karmaşıktı.


Havadan Atılan Minuteman Balistik Füze Denemesi

Resim.5) Havadan atılan Minuteman balistik füze denemesi, 1974.


Fakat nihayetinde, gerçekleştirilebilen ilk başarılı XGAM-87 denemesinin yapıldığı gün program iptâl edildi. Hiçbir zaman kullanıma girmeyen bir silah olmasına rağmen yine de bu çalışma, sahip olduğu bazı önemli ayrıntılar ve veriler sebebiyle, burada uzunca sayılabilecek şekilde ele alındı. Aslında bu hususta bahsedilmeye değer başka ayrıntılar da mevcuttur ki bunlar için konuya daha derinden ilgi duyanların sayfa sonunda belirtilen kaynakları dikkâtlice incelemesi tavsiye edilir.

Uzunca bir süre sonra 1974 itibarı ile ABD bu kez tamamen farklı bir kavrama dayanan başka bir havadan atılan balistik füze tecrübesi daha gerçekleştirdi. Bu denemede [Resim.5] bir Minuteman kıtalararası balistik füze C-5A nakliye uçağından atıldı. Yine de bu uçuk sayılabilecek yaklaşım beklendiği üzere, kabûl görmedi ve terk edildi. Bu hikâye hakkında biraz daha bilgi için kaynak [6] izlenebilir...


Yarı-Balistik (Aerobalistik) Çözümler

Aslında XGAM-87 projesi, B-58 süpersonik bombardıman uçağı üzerinde kullanılmak üzere tasarlanan [7] ve bu uçak üzerinde denenen, ALBM3 olarak adlandırılan bir öncü çalışmanın devâmı olarak değerlendirilebilir. Söz konusu öncü çalışma için bahsi geçen uçağın üreticisi olan Convair4 tarafından Lockheed görevlendirilmişti.

Bu proje için üretilen ilk dört füze; 9,1m uzunluğunda, 787mm çapında, 5,4ton ağırlığında tek kademeli katı yakıtlıydı. 1959 senesinde gerçekleştirilen atalet güdümlü üçüncü denemede füze 12km irtifada Mach 1,46 ile seyretmekte olan bir B-58 üzerinde fırlatılmış ve yaklaşık 51km azami irtifaya ulaşan bir balistik yörünge izleyerek 181denizmili menzile 240sn içinde ulaşmıştı ki bu atış tarihte bilinen ilk başarılı havadan atılan balistik füze denemesi olarak kabûl edilebilir. Aynı zamanda çıktığı irtifa düşünüldüğünde bu uçuşu yarı-balistik olarak nitelemek de mümkündür.

1962 itibarı ile ABD hükümeti havadan atılan balistik füze çalışmalarını iptâl ettikten çok kısa bir süre sonra, aslında bu ilk çalışmaların devamı niteliğinde olan fakat aynı zamanda önemli seviyede farklı bir tasarım kavramına da sahip yeni bir çalışma başlatıldı:


» AGM-69A SRAM

SRAM5 programının başlama tarihi 1963'e kadar gitmektedir. ABD savunma bakanlığı tarafından WS-140A olarak adlandırılan çalışmanın başlangıcı için resmî onay ise 1965'te verilmiş ve 1966'da ana yüklenici olarak Boeing belirlenmiştir. Lockheed ve Thoikol roket motorlarının geliştirilmesi, General Precision ve Singer Kearfott ise güdüm sistemleri için alt yükleniciler olarak ortaya çıkmıştır.

WS-140A6 projesinde geliştirilen ve daha sonra AGM-69A7 olarak adlandırılan silahın ilk atış denemesi Haziran 1969'da bir B-52H üzerinden gerçekleştirildi ve başarılı oldu. Yeni kavramın, iki senelik bir süre içinde B-52'ler ve FB-111'ler kullanılarak yapılan toplam 40 gerçek atış denemesi ile kendini ispatlamasından sonra geliştirme süreci tamamlandı ve üretim başladı.

Bu füze sadece Sovyetlerin (o zamanlar bile) son derece etkin katmanlı ve uzun menzilli hava savunma sistemlerine hücum etmek amacıyla tasarlanmıştı ve Plütonyum temelli, oldukça güçlü bir nükleer harpbaşlığı taşımaktaydı. Çift güçlü bu nükleer silah fırlatmadan önce ayarlanmak suretiyle tercihe bağlı olarak 17kt atom bombası veya 210kt hidrojen bombası olarak kullanılabiliyordu.


AGM-69A SRAM

Resim.6) 1960'ların ikinci yarısında ABD'de geliştirilmesine başlanan ve havadan yere atılan kısa menzilli bir yarıbalistik füze olan AGM-69A SRAM; FB-111A, B-52G/H ve B-1B uçakları üzerinde kullanılmıştır. Bu uçaklar sırasıyla 6, 20 ve 24 adet AGM-69A taşıyabiliyordu.


AGM-69 projesi küçük, hızlı, düşük izli ve kısa menzilli bir havadan yere taktik/stratejik mühimmat hedefinin sonucunda ortaya çıktı. Düşük görünürlük ihtiyaçlarına bağlı olarak silah üzerinde elektromanyetik ışıma yayan8 herhangi bir aktif güdüm sistemi mevcut değildi ki nükleer harpbaşlığı kullanılması sebebiyle, yaklaşık 450m civarında bir dairevi hata ihtimalîne sahip olmasına rağmen sadece atalet güdümü ile yetinilmesi mümkün olabilmiştir.

İlave olarak RKA'yı olabildiği kadar düşürebilmek için gövde üzerinde radar emici malzemeler ve kanat gibi bazı bileşenlerde kompozitler de kullanılmıştır. Katı yakıt tercihi de herhangi bir hava girişine olan ihtiyacı ortadan kaldırdığından bilhassa kafa yönündeki RKA'nın iyileştirilebilmesini kolaylaştırmış ve nihâyetinde zamanın isterlerinin ve beklentilerinin ötesine geçen seviyede düşük bir RKA hedefine ulaşılabilmiştir. Yine de bazı kaynaklarda bu füze için belirtilen (abartılmış) son derece düşük radar kesit alanı iddialarına güvenmemek gerekir.

Takip eden dönemde geliştirilen Sovyet/Rus S-300 hava savunma sisteminin 9M82 füzesi kullanarak bir AGM-69A'yı tek atışta imha etme ihtimâlinin %60 civarında olabileceği [12] öngörülmektedir. Diğer taraftan tek bir B-1B ise 24 adede kadar AGM-69A taşıyabilmekteydi.

Lockheed tarafından üretilmiş olan, uçuş esnasında tekrar çalıştırılabilme özelliğine sahip katı yakıtlı atımlı-roket motoru silahın önemli niteliklerinden biridir. Atımlı roket motorlarında birbirinden ayrılmış ama aynı motor gövdesi içinde taşınan bağımsız yakıt bölmeleri önceden programlanmış olarak belirlenen ihtiyaçlar çerçevesinde bağımsız olarak ateşlenebilir. Her yakıt bölmesinin içindeki bağımsız atımlar tasarım/imalât safhasında farklı itiş güçleri, yanma oranları ve süreleri vesaire için optimize edilebildiğinden füzeden beklenen harekât isteklerinin daha etkin olarak karşılanabilmesi de mümkün olmaktadır.

AGM-69A'nın motoru [Resim.7] iki atımlıydı. Toplam 254cm uzunluğunda ve 447mm çapındaki bu motor iki atım için toplam 454kg yakıt içermekteydi ve yanma oranı 58,4mm/sn idi.


AGM-69A SRAM füzesi çizimi

Resim.7) AGM-69A SRAM füzesi.


Füzenin, uçaktan fırlatılmadan önce tercih edilen seyir seçeneğine [Resim.6] uygun olarak programlanarak uçuşun azami ortalama sürât veya azami hedefe nüfûziyet sürâti ya da azami gizlilik için optimize edilebilmesi ve mevcut şartlara ve ihtiyaçlara bağlı olarak;

  1. Yüksek irtifadan Mach ~3,2 ile yarıbalistik,
  2. Alçak irtifadan Mach ~2 ile kısmen araziyi izleyerek yere yakın
  3. Orta irtifadan atalet güdümü kullanılarak Mach ~2,8 ile doğrusal

seyir yapabilmesi mümkün olabilmekteydi. En düşük dairevi hata ihtimâli (~450m) ikinci seçenek olan atalet uçuşu ile elde edilebilmekteydi. En uzun menzile (~90dmi9) ilk seçenekteki yarıbalistik uçuş yolu ile ulaşılabilirken ikinci seçenek ise en kısa menzil (~30dmi) ile sonuçlanıyordu. Yere yakın uçuşlar için, silahın kullanıldığı coğrafi şartlara da bağlı olarak füze üzerinde mevcut bulunan radar yükseklikölçerin kullanılması veya azami elektromanyetik gizlilik için kullanılmaması da fırlatma öncesi tercih edilebilmekteydi.

Boeing AGM-69 üretimine 1972'de başladı ve 1975 ortasına kadar 1.500 civarında füze imâl edilerek teslim edildi ve bu mühimmatların 125 kadarı hizmet süresince gerçek atış denemelerinde harcandı. Soğuk savaşın sona ermesine, katı yakıtlı motordan kaynaklanan sıkıntılara ve füzenin taşıdığı W-69 başlığının sebep olduğu güvenlik sorunlarına bağlı olarak AGM-69A 1990-93 döneminde hizmetten çıkartıldı, harpbaşlıklarının sökülmesi işlemi ise ancak 2016'da tamamlanabildi.

Bu silahın sebep olduğu yüksek tehdit seviyenin farkına varan SSCB tarafı başlangıç olarak tamamen AGM-69A'yı temel alan fakat harekât yaklaşımı açısından bunu (ileride görülebileceği üzere bu yazının asıl konusunu da meydana getirecek ve bizi de yakından ilgilendirmesi gereken şekilde) daha ileri düzeye taşıyan bazı çözümler de üretti:


» KH-15

Rusça'daki X harfinin İngilizcedeki karşılığının KH gibi olması sebebiyle incelenen kaynağın diline göre X-15 veya KH-15 olarak karşılaşılabilen ve Nato tanımlaması AS-16 Kickback olan bu silaha, üç kanatlı kuyruğundan, katı yakıtlı ve iki atımlı roket motoruna varıncaya kadar ABD eşdeğerine olan mutlak benzerliği sebebiyle SRAMskiy de denmektedir. Başlangıçta kavram olarak KH-15 bir AGM-69 kopyası sayılsa da doğrusu gerek teknik gerekse taktik açıdan oldukça farklı bir silah sistemidir.


Kh-15 Aerobalistik Gemisavar Füze Uçak Gemisine Karşı

Resim.8) KH-15S aerobalistik gemisavar füzesinin uçak gemisine karşı kavramsal kullanımını gösteren bir taslak. Kh-15 türevleri Tu-95MS, Tu-22M3, Tu-160, Su-33 ve Su-34 uçakları tarafından taşınabilmektedir.


Sovyet tarafının hemen yukarıda bahsi geçen AGM-69A SRAM füzesinin yeteneklerinden etkilenmesi neticesinde tam olarak aynı kavrama sahip KH-15 çalışması muhtemelen 1974 civarında başlatılmış ve Raduga tasarım bürosu bu proje ile görevlendirilmişti. İlk füzeler 1980'lerin başında hizmete girmeye başladı.

Yüksek sesüstü sürâtten kaynaklanan ciddi yükler ve sıcaklıklar sebebiyle füzenin gövdesi tamamen kaynaklı olarak muhtelif Titanyum alaşımları ile imâl edilmiş ve ayrıca gerekli noktalarda bazı Yüksek-Sıcaklığı Çeliği ve Tungsten-Molibden alaşımları da kullanılmıştır. Bu arada merak edenler için daha yavaş bir füze olan AGM-69A'nın gövdesi ise alüminyum ve paslanmaz çelik alaşımları ile üretilmiştir.

KH-15'in konvansiyonel harpbaşlığına sahip P ve S türevlerinin elektromanyetik pencere ihtiyaçları için ise burundaki radar kubbesi özel bir ETP10 kullanılarak imâl edilmiştir. Bazı Rus kaynaklarında gövde üzerinde metal esaslı bir radar emici malzemenin (muhtemelen boya türünde) kullanıldığı da ifâde edilmektedir.


Kh-15 Aerobalistik Gemisavar Füze

Resim.9) Gemisavar SRAMskiy türevi olan ve yüksek çözünürlüklü bir milimetrik dalga radarına sahip, aktif radar güdümlü Kh-15S'nin taslak kesiti. Bu silahın diğer iki türevden farklı olarak KH-15SE adlı kısıtlanmış bir ihraç sürümü de mevcuttur.


İlk model tıpkı SRAM gibi kara konuşlu uzun menzilli hava savunma sistemlerini bertaraf etmek amacıyla tasarlanmış ve 350kt nükleer harpbaşlığı ile donatılmıştı ve güdüm ise atalet seyrüsefer sistemi ile sağlanmaktaydı. Fakat bu yeni füzenin yeteneklerinden daha iyi yararlanılabileceği anlaşılınca iki farklı Kh-15 türevi daha geliştirildi:

Bunlardan ilki Kh-15P olarak adlandırılan, pasif bir radara güdüm yeteneğine sahip olan ve öncelikle ABD donanmasının E2-C Hawkeye havadan erken uyarı uçaklarını hedef alan 150kg "Yüksek Patlayıcı" konvansiyonel harp başlığına sahip havadan-havaya radarsavar sürümdür.

İkincisi ise Kh-15S olarak adlandırılan ve 150kg "Yarı-Zırh Delici Yüksek Patlayıcı" bir konvansiyonel harp başlığına sahip olan, aktif radar güdümlü gemisavar [Resim.9] sürümdür.

Bilindiği kadarıyla bütün KH-15 türevleri [Çizelge.1] muadili olan AGM-69'dan farklı olarak sadece aerobalistik uçuş yolu [Resim.8] izlemektedir.


Eski Kavramlar Tekrar Güçlenirken: Türkiye ve Gerçek İhtiyaçları

Şimdi geldik Çin'e. Yakın dönemde gerek iktisadî, gerek teknolojik altyapı ve imkânlar ve gerekse yetişmiş mühendis kapasitesi açılarından belli bir sınıra ancak ulaşabildiği için ordusunu yenilemek ve güçlendirmek yönünde bağımsız adımlar atabilmeye yeni yeni başlayabilen Çin bu sahada yüksek bir ivme yakalamış durumdadır. Yine de muhtemel düşmanları ile gerçekten başedebilecek seviyede bir askerî güce ve yeteneğe ulaşabilmesinin birkaç on yıl daha sürmesi beklenebilir, bütün ilerlemelere rağmen aradaki açık hâlen oldukça büyüktür.

Bunun farkında olan Çinliler mümkün olan en kısa zamanda hedefe ulaşabilmek için bilhassa soğuk savaş döneminin rekabetçi ortamında hem ABD ve hem de SSCB tarafında devâsa kaynaklar harcanarak gerçekleştirilen pek çok geçmişte kalmış çalışmanın izini dikkâlice sürerek ve eski de olsa son derece değerli olabilen bu verileri muhtelif istihbarat teknikleriyle elde ederek kullanmak şeklinde bir yol izlemektedirler. Bu yaklaşım, hem zaman hem de maliyet açılarından ar-ge çalışmalarında çok büyük iyileşmeler sağlayabilmesine rağmen, anlaşılmaz (ama anlayan için anlaşılabilir) bir şekilde Türk savunma çevreleri tarafından umursanmamaktadır.

Hemen bu konuya alenî bir örnek vermek gerekirse; soğuk savaş döneminin en dikkât çekici silah projelerinden olan ABD kökenli Pershing-II teknolojisinin (her nasılsa) Çin tarafından olduğu gibi ve köküne kadar kopyalanarak doğrudan ABD uçak gemilerini hedef alacak şekilde :) bir Gemisavar Balistik Füze kavramına uyarlanması ve bu işin, zorluğuna oranla çok kısa bir zamanda gerçekleştirilebilmesi ve üstelik Çinin bu teknoloji alanında öncü konumuna oturup deniz savaşları stratejisinde (bizi de kesinlikle son derece yakından ilgilendirmesi gereken!) yeni bir çığır açmış olması gösterilebilir.

Ama bu yazının içeriği sadece havadan atılan balistik ve yarı-balistik füze çözümlerini kapsadığından konuya da bu doğrultudaki bir başka Çin çözümü ile devam edilmesi uygun olacaktır:


» CM-400AKG

Kara savaşı ortamlarında taktik balistik füze çözümlerine büyük ağırlık veren ve çok kısa sayılabilecek aralıklarla bu alanda yeni ürünler ortaya çıkartan Çin savunma sanayinin yukarıda kısaca bahsedilen ve ABD'de AGM-69A ile başlayan SSCB/Rusya'da KH-15 ile devam eden havadan atılan yarı-balistik füze çözümlerinin (ABD'den 40, Rusya'dan 30 sene kadar sonra da olsa) izinden gitmesi de şaşırtıcı bir gelişme değildi.

Bu alanda ortaya koydukları ilk ürün olan CM-400AKG'nin Çin hava kuvvetleri tarafından kullanıldığına dair bir işaret henüz mevcut olmamakla birlikte silah birkaç senedir Pakistan hava kuvvetlerinin JF-17 uçakları üzerinde [Resim.10] görülebilmektedir.

CM-400AKG hakkındaki bilgiler henüz son derece yetersiz ve büyük ölçüde tahmine dayalı olmakla birlikte performans ve yetenek açısından en azından AGM-69 ve KH-15 ayarında ve muhtemelen biraz daha iyi olabileceğini düşünmemek için geçerli bir sebep olduğu söylenemez.

Eğer üzerinde mâkûl yetenekte bir güdüm sistemi mevcut ise, doğal olarak öncelikle Hint uçak gemilerini hedef alacak olan bu silaha karşı Hint donanmasının kendini savunmasının aşırı derecede zor olacağı iddia edilebilir.


CM-400AKG Yarı-Balisitk Gemisavar Füze JF-17 Üzerinde

Resim.10) İki adet CM-400AKG aerobalistik gemisavar füzesi Pakistan Hava Kuvvetlerine ait bir JF-17 üzerinde.


Genel görünüş ve temel ölçüler çerçevesinde düşünüldüğünde ve benzer ölçülerdeki diğer kara-kara Çin balistik füzeleri göz önüne alınarak, aynı zamanda Çinin ABD ve SSCB/Rusya kökenli geçmiş tecrübelerden de fayda sağlama yaklaşımına olan eğilimi de dâhil edildiğinde, CM-400AKG'nin de en az iki belki üç atımlı bir katı yakıtlı roket motoruna ve KH-15S gibi bir aktif-radar güdümü yeteneğine sahip olabileceği tahmin edilebilir.

Eldeki yayınlanmış CM-400AKG fotoğraflarında en az iki farklı kanat düzeninin mevcut olduğu görülebildiğinden, farklı amaçlara odaklanmış, farklı güdüm seçeneklerine ve sakınma manevraları gibi gelişmiş aerodinamik yeteneklere sahip silahlardan oluşan bir aerobalistik füze ailesinin varlığı da söz konusu olabilir gibi görünmektedir. Ayrıca bahsi geçen görüntülerde farklı burun malzemelerinin (elektromanyetik geçirgenlik sebebiyle) gözlemlenebiliyor olması da bu düşünceyi doğrular nitelikte kabûl edilebilir.

Döndük dolaştık, nihâyet asıl meseleye geldik. Türkiye kendi güvenliğini sağlayabilmek için nelere ihtiyaç duymaktadır ve buraya kadar anlatılan çalışmalardan ne gibi dersler çıkartıp nasıl çözümler üretebilir?


» Başlangıç için bir Bora-D Neden Olmasın?

Bilindiği gibi yakın dönem itibarı ile Donanmayı ilgilendiren güdümlü mühimmatlar alanında bizim için son derece önemli gelişmeler yaşanmaktadır; önce SOM, sonra Atmaca ve nihayet SOM-J gibi. İlk proje başarıyla ilerliyor, ikinci ve üçüncü projeler ise geliştirme aşamasında ve üretim henüz başlamış değil.

Her halükârda bu üç çalışma da çok önemli bazı açıkları kapatacağı ve hassas ihtiyaçları karşılayacağı için son derece değerlidir. Fakat aynı zamanda bu projelerin, çevremizdeki denizleri dolayısıyla ülkemizi gerçekten yeterli bir seviyede savunabilecek imkânları sağlamaya kâfi gelemeyebileceğini iyi anlamamız gerekir.

Bu üç proje, ancak başka alanlardan gelmesi gereken önemli desteklerle bir arada kullanıldıklarında yeterli ve beklenen seviyede bir fayda sağlayabilir. Denizlerimizi kime karşı ve nasıl daha etkin koruyabileceğimiz konusunun ayrıntılarını başka bir bölümde ayrıca ele almak uygun olacağı için meselenin bu kısmını mecburen atlıyoruz...

Bugün ordumuz Suriye'de savaş halinde, görüntüde değil gerçekte kiminle savaştığının da herkes farkında ve bunun tarih boyunca tekrar edegeldiği üzere yine bize karşı tertiplenmiş yeni bir haçlı seferi olduğu ve Arap kabilelerinin önemli bir bölümünün de beklendiği üzere haçlı safında bulunduğu ortada. Bu meselenin, kısa vâdede Suriye'deki sonuç ne olursa olsun burada noktalanmayacağı da aşikâr çünkü kurguyu yapanların nihaî hedefi Adriyatik ile Hazar Denizi arasında tek bir canlı Türk bırakmamak.

Tam olarak bu sebeple geçmişte SSCB'nin yakın dönemden itibaren ise Çinin karşılaştığı tehdit ile şimdi biz de doğrudan karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu iki devletin söz konusu tehdide karşı kendilerini korumak için aldığı karşı önlemlerden, çözümlerden ve tecrübelerden yararlanarak hareket etmek öncelikle değerlendirilmesi gereken bir seçenek olmalıdır.

Bizim zayıf tarafında bulunduğumuz bu senaryoda gâyet asimetrik bir tehditle karşı karşıya olduğumuz göz önüne alındığında hangi alanlara eğilmemiz gerektiği konusunda çok akıllıca hareket etmekten başka bir çâremiz yok. Son derece önemli bir değişken olan zamanı ve zâten oldukça kısıtlı olan kaynaklarımızı, gerçek savaş şartlarında korumakta âciz kalacağımız uçak gemiciği gibi beyhûde tercihlere harcamak geleceğimiz açısından telâfisi zor, büyük sıkıntılara sebep olabilir.


AGM-69A KH-15 KH-15P KH-15S CM-400AKG
Uzunluk - m 4,27 4,78 4,78 4,78 5,30
Çap - mm 445 455 455 455 410
Ağırlık - kg 1.017 1.197 1.100 1.100 1.050
Güdüm Atalet Atalet Radarsavar Aktif Radar ?
Azami İrtifa - km 20 40 40 40 50
Sürât - Mach 3,2 5,0 5,0 5,0 5,5
Menzil - dmi 90 150 150 150 150
Yakıt Katı Katı Katı Katı Katı
Harpbaşlığı 125kg 250kg 150kg 150kg ?
17-210kt 350kt Parça Tesirli Yarı-Zırh Delici Yarı-Zırh Delici
Nükleer Nükleer Yüksek Patlayıcı Yüksek Patlayıcı Yüksek Patlayıcı
Tasarım 1972 1980 1988 1993 2011

Çizelge.1) Havadan atılan aerobalistik füzeler hakkında bazı temel veriler. CM-400AKG hakkındaki bütün verilerin bugün için oldukça bulanık ve mevcut resimler temel alınarak elde edilmiş tahminî değerler olduğunu göz önüne almak gerekir. Bu çizelgedeki menzil gibi bazı veriler güncellemeye açıktır ve zaman içinde değişebilir.


Bu aşamada olabildiği kadar geniş yelpazede; yerden-havaya, havada-yere ve yerden-yere hassas güdümlü mühimmat çalışmalarına mümkün olduğunca fazla kaynak aktarmaktan ve ürün çeşitliliğini mevcudun çok daha üzerine çıkarmaktan başka uygulanabilir bir çâre pek mevcut görünmüyor ki bu bağlamda ister istemez yazının temel konusuna da paralel olarak Roketsan ülkenin en önemli savunma kuruluşu olarak öne çıkmak zorundadır.

Roketsan'ın elindeki mevcut yeteneklerle [Çizelge.1] üzerinde örnekleri gösterilen türde kısa menzilli (~150dmi) öncelikle gemilere karşı yarıbalistik bir silahı çok kısa zamanda geliştirememesi için geçerli bir sebep yok, gerekli teknolojilerin önemli bir bölümü zaten ellerinde mevcut.

Bilahâre ikinci safhada daha uzun menzilli (~300dmi) yarı veya tam balistik havadan atılan mühimmatları ve devamında bu çalışmalardan elde edilebilecek tecrübelerin de desteğiyle tıpkı Çinin yaptığı gibi karadan deniz hedeflerine karşı kullanılabilen orta menzilli (~1.500dmi) gemisavar balistik füzeleri geliştirmek zorundayız ki bu kuramsal hedeflere ulaşacağımız güne kadar muhtemel düşmanların uçak gemisi görev kuvvetleri karşısında tamamen acîz kalacağımız kaçınılmaz bir gerçekliktir.

Fakat burada da asıl mesele hemen her zaman olduğu gibi yine teknik değil...


Gülüyoruz Hep Çâresiz

Bu başlığın altındaki asıl içeriği, çok can sıkıcı olduğundan mıdır nedir, son anda olduğu gibi yazıdan çıkarmaya karar verdim ve dolayısı ile mevzu aslında teknik olarak değilse de idarî olarak biraz güdük kalmış oldu...

Fakat yine de konuyu bağlayabilmek için bir süre önce kafaya takılmış başka bir dalgaya binilebilir gibi göründü, tabii kök olarak yukarıdaki bütün lâf kalabalığına da bağlı kalmak şartıyla, şöyle ki; geçtiğimiz Kasım ayının son günlerinde bir arkadaş ilgi çekici bi suâl sorduydu:

"... 2. Abdülhamid'in USS Maine gemisini Havana'da batırttığı iddiasına ne diyorsun?"

Haydaa! Çocukluğumdan beri Türk denizcilik tarihine meraklı olduğum hâlde böyle bir şeyi ilk kez duymuş olmama şaştım, tabii ki bilmiyor olmam gerçekleşmediği anlamına da gelmezdi ama oraya sonra döneceğiz... İlk bakışta son derece dikkât çekici bir iddia olduğu aşikâr öyle değil mi? Ama bu bilginin kaynağını sorduğumda daha çok şaşırdım ;) meğer kaynak "Payitaht Abdülhamid" adlı bir diziymiş!

İzlemediğim bu dizi hakkında hâliyle bir bilgim de yoktu, sonraki hafta mecburen bi bakayım dedim ve nitekim önden geçen haftaki bölümü de genişçe tekrar verdiler de yukarıdaki soruya kaynak olan mevzuyla temas sağlayabildim. Fakat saatlerce süren ve tahâmmül etmesi güç bu diziyi izlemek zorunda kalınca, asıl soruya cevap vermeden önce, her ne kadar buna pek bulaşmak istemesem de bazı noktalara değinmeden durabilmek çok zordu.

Dizi, tarihî gerçeklik iddiasına sahip gibi görünmesine rağmen ortada hiç de böyle bir durum olmadığı hemen anlaşılabiliyordu. İstisnâsız hepsi baştan aşağı makyaja bulanmış kadınlar, bunların peşinde koşturan kahraman(!) subaylar, garip sohbetler vs. Eğer olaylar ve kişiler kurgu olsaydı hiç sıkıntı yoktu ama bu şekilde olunca...

İşin kötüsü daha sonraları, arkadaşlarım dâhil pek çok kişinin, bu dizideki olayları ve konuları vahim bir şekilde tamamen tarihî gerçeklikler olarak kabûl ediyor olduklarını anlamam oldu. Siyasetçiler yıllarca bizi küçük Amerika(!) yapmak istememişler miydi: Ahan da olduk!

Tarih, fizik, biyoloji vs. mi öğrenilecek, televizyonlardaki dizilerden, gazetelerden veya olmadı bol yalan üstüne daha bol hakâret sosuyla zenginleştirilmiş bir iki cümle ile feysbokdan en kralını ânında öğreniveririz. Tıpkı 300milyon amerikalının, 11 Eylül'ü Afganistan dağlarında yaşayan bir avuç mağara adamının gerçekleştirdiğine ciddi ciddi inanıyor olmasının kolayca sağlanabilmesi kadar trajik ama ne yapalım!


Medya ve ...

Mesela televizyonun karşısına geçmek varken, önce bir sürü kitap okuyup, sonra da bizi hayvandan ayıran, belirgin sınırlara sahip ve fakat bu tür meselelerin altından kalkabilecek güçte olacak bir şekilde her birimize bahşedilmiş bir büyük nîmet olan aklı kullanarak bunlar üzerine düşünmek, tefekkür etmek vasıtasıyla tarihi doğru olarak öğrenmeye çabalamak harbiden enâyi işi midir? Aklımızı kullanıp insan fıtratından uzaklaşmamaya çalışmak veya kullanmayıp gönüllü bir şekilde medya maymunu haline gelmek özgür irademizle yaptığımız bir tercihten ibaret değil mi?

Ama belki de en kötüsü, dizide Sultan 2. Abdülhamid'in Don Vito Corleone kıvamında canlandırılması olsa gerektir ki rahatlıkla son gerçek padişah ve son gerçek halife denilebilecek olan, bilinen Türk tarihinin önemli devlet adamlarından birinin hâtırasına herhalde bundan daha büyük bir kötülük yapılamazdı.


» Sahte Bayrak

O zaman son olarak, biraz yukarıdaki meseleye yani 1898'de Havana Limanında Türkler tarafından(!) batırıldığı iddia edilen amerikan savaş gemisinin [Resim.12] hikâyesine gelelim. Öncelikle belirtmek gerekir ki dizide bahsi geçen konunun gerçekle herhangi bir ilişkisi mevcut değildir ama artık ülkedeki pek çok insan böyle bir şeyin gerçekleştiğine inanıyor hâle getirildiği için olan olmuş durumdadır, geçmiş olsun!


Havana Limanında (Küba) batan ABD gemisi Maine

Resim.12) Havana Limanında (Küba) batan ABD gemisi Maine, 1898.


İsterseniz konuya sebepler değil de sonuçlar açısından yaklaşalım, böylece belki bize aslında çok uzak bir coğrafyada ve zaman diliminde gerçekleşmiş bir olayı daha kolay ve daha hızlı bir şekilde kavrayabilmemiz mümkün olabilir.

19.Yüzyılın sonlarında İspanyol Devleti de tıpkı Türk Devleti gibi mutlak bir çöküş ve parçalanma sürecinden geçmekteydi. Henüz bir küresel oyuncu olmaktan çok uzak olsa da genç ABD gözüne İspanyolları kestirmişti.


Zamanındaki vaziyeti anlatan bir karikatür

Resim.13) Zamanında, vaziyeti yani ABD'nin Küba'ya çökme niyetini, ifâde etmek için çizilmiş bir karikatür, 1890'lar.


Bu doğrultudaki ilk hedefleri hemen güneylerindeki Küba [Resim.13] adasıydı. O zamanlar İspanyol hâkimiyeti altında olan bu adanın halkı 1890'lar boyunca bağımsızlık istemeleri yönünde teşvik edilerek ayaklandırıldı. Fakat amerikalılar tarafından ziyâdesiyle sevilen(!) bu insanları demokrasiye kavuşturabilmek(!) için küçük bir kıvılcıma da ihtiyaç vardı doğrusu.


Batan ABD gemisini bahane ederek savaşa giden yolun taşlarını döşeyen gazete haberlerinden biri

Resim.14) Batan ABD gemisini bahane ederek savaşa giden yolun taşlarını döşeyen yalan gazete haberlerinden biri, 1898.


Bu meseleyi çözmek için ABD donanması Maine adlı savaş gemisini Küba adasına bir ziyarete gönderdi. Havana Limanına demir atan gemide 15 Şubat 1898 gecesi bir patlama oldu ve gemi limanın içinde battı, mürettebatın 270-280 kadarı mortoyu çekmişti.

Hemen akabinde medya temelli gerçekleştirilen büyük bir yalan haber kampanyası [Resim.14] ile kısa sürede asıl hedefe ulaşıldı ve ABD İspanya'ya savaş açtı. Bu medya operasyonunun baş aktörü ise artık herkesin ismini öyle veya böyle duymuş olduğu, günümüzde adına ödüller verilen Macar göçmeni Joseph Pulitzer idi.


1898 Toprak Sofrası

Resim.15) 28 Mayıs 1898 tarihli Boston Globe gazetesinde yayınlanan bir karikatür, Sam amca (garson zamanın ABD başkanı W. McKinley) ne yesem diye düşünürken?[16]
Sofradan kalktığında listedekilerin hepsini yemiş (o zamanların Sandwich Adaları bugün Hawaii olarak adlandırılmaktadır) üstüne de tatlı olarak yan dükkândan getirtilen Guam'ı götürmüştü...


Aslında bütün tezgâh zaten geminin batmasından önce hazırlanmıştı. Böylece tetiklenen ABD-İspanya savaşı sonucunda daha 1898 sona ermeden güçsüz İspanya pes etti ve bakın hangi topraklar ABD'nin hâkimiyetine geçti:

  1. (İspanya'dan bağımsızlığını kazanacağını sanan) Küba
  2. Porto Riko
  3. Filipinler
  4. Hawai Adaları
  5. Guam Adası

Ve Maine adlı geminin batmasıyla başlayan olaylar zincirinde ABD bilhassa Pasifik bölgesinde önemini bugün hâlâ muhafaza eden çok önemli kazanımlar elde ederek bir süper güç olma yolunda ilk kez küresel hâkimiyet sahnesinde boy göstermeye başlamış oldu.

Son olarak, kendi gemilerini batırmak sûretiyle gerçekleştirdikleri bu sahte bayrak harekâtının başarısından o kadar etkilendiler ki aynı yöntemi 11 Eylül'e gelinceye kadar defalarca büyük bir etkinlikle kullanamaya devam ettiler...

Bize de dizilerle kendimizi avutmak düştü. Onlar ermiş murâdına, biz çıkalım kerevetine...

Bütün bunlardan sonra son söz ancak şöyle olabilirdi:

Sabır Ola Sarman Ola...

♦ Açıklamalar

1. RKA: Radar Kesit Alanı [geri]
2. GE: General Electric [geri]
3. ALBM: Air Launched Ballistic Missile / Havadan Atılan Balistik Füze [geri]
4. Convair o zamanlar bir General Dynamics alt kuruluşuydu [geri]
5. SRAM: Short Range Attact Munition / Kısa Menzilli Saldırı Mühimmatı [geri]
6. WS: Weapon System / Silah Sistemi [geri]
7. AGM: Air to Ground Missile / Havadan Yere Füze [geri]
8. İhtiyaca göre kullanılabilen Radar Yükseklikölçer hariç [geri]
9. dmi: denizmili [geri]
10. ETP: Elyaf Takviyeli Plastik [geri]

♦ Kaynaklar

1. Resim.1) NASA arşivi - https://crgis.ndc.nasa.gov/historic/Test_173:_Douglas_GAM-87A_Skybolt
2. USAF Ballistic Missiles 1958-1959, 1960, Max Rosenberg
3. History of the GAM-87 Skybolt Air-to-Surface Ballistic Missile - Volume I, 1967, Charles G. Worman
4. Resim.3) http://nuclearweaponarchive.org/Usa/Weapons/
5. Nuclear Illusion Nuclear Reality: Britain the United States and Nuclear, 2010, Richard Moore
6. C5 üzerinde Minutemena atış vidyosu - https://youtu.be/8b8LLcdBaQc
7. B-58 ile Havadan Atılan Balistik Füze Raporu (1959) vidyosu - https://youtu.be/OVtosAjWUvY
8. Have Blue and the F-117A: Evolution of the Stealth Fighter, 1997, David C. Aronstein - Albert C. Piccirillo
9. Flight International, 1968 (Kasım)
10. Flight International, 1983 (Şubat)
11. AGM-69A SRAM Explosive Components Surveillance Program Summary Report And Fy74 Service Life Estimate, 1975, Charles E. Stanbery
12. http://www.ausairpower.net/APA-Giant-Gladiator.html
13. http://rbase.new-factoria.ru/missile/wobb/x15/x15.shtml
14. http://militaryrussia.ru
15. http://www.dmzdubna.ru
16. Resim.15) https://www.loc.gov/item/96512090/
 







Telif Hakkı © 1997-2018 [uskudar.biz] - sürüm 5.5.1 - Bütün Hakları Saklıdır. Kullanım şartları için tıklayın!
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.