SeyrüseferAskeri Teknoloji → Kuzey Denizi'nden Basra Körfezi'ne

Kuzey Denizi'nden Basra Körfezi'ne

Seyir Defteri - Askeri Teknoloji
Cuma, 15 Temmuz 2016

Blücher BatarkenResmen savaş ilan edilmemiş olsa da Oslo'yu işgâl etmeye gelen deniz görev kuvvetinin bir parçası olan ve 20 Eylül 1939 tarihinde Alman donanmasının hizmetine giren Blücher ağır kruvazörü 9 Nisan 1940 gününün ilk saatlerinde Oslo fiyordunun önünde belirdi. O esnada tarafsız durumda bulunan Norveçliler geminin Alman mı yoksa İngiliz mi olduğunu da anlayamadılar.

Fiyordun yaklaşık 1km genişliğindeki en dar bölümünün hemen hemen ortalarında bulunan tahkim edilmiş Oscarsborg adasındaki komutan hedef yaklaşık 1.800m'de iken ateş emrini verdiğinde 1898 imalâtı 280mm'lik Alman malı toplardan çıkan mermilerden biri cephaneliğe isabet etti, ikincisi ise toplara kumanda eden elektrik sistemini devre dışı bıraktı. [1]

Bilâhare Oscarasborg'un (harita) kuzey adasındaki sualtı torpil kovanlarından fırlatılan iki torpil ise gemiyi kısa sürede batırdı. Söz konusu torpiller hakkında bilgiler biraz çelişkili olsa da o günler için bile antika sayılabilecek 450mm Whitehead Mk-Vd olmaları [3] muhtemel görünüyor ikinci ihtimâl ise daha da eski 356mm Whitehead Fiume Mark-V olması yönündedir. Çatışma esnasında adada toplam dokuz torpil mevcuttu ve kalan torpiller filodaki diğer Alman gemilerini bekledilerse de bu gemiler yaklaşmadı.

 

Blücher Ağır Kruvazörü Kızakta

Resim.1) Ömrü son derece kısa olan Blücher kruvazörü denize indirilmeden kısa bir süre önce kızakta. Uzunluk 205,9m, tam yüklü 18.200ton.

 

İşin ilgi çekici taraflarından biri dışarıdan görülemeyen sualtı torpil bataryalarından Alman istihbaratının haberdâr olmadığı iddiasıdır ki hareket tarzları da bunu doğrular niteliktedir çünkü Blücher adadaki top bataryalarını tahrip edebilseydi ve hiç isabet almasaydı bile kendinden birkaç yüz metre ilerideki torpil kovanlarına müdahale edemeyecek ve muhtemelen yine batırılacaktı.

 

Blücher kruvazörü  Oscarsborg adası önünde batarken  - 1940

Resim.2) Blücher çok yakın mesafeden gönderilen iki torpilin isabeti sonrası kısa sürede battı.

 

Blücher üzerinde 800 mürettebat ve 1.500 piyade bulunuyordu. Kayıplar hakkında halen kesin bir bilgi olmamakla birlikte 1.300 civarında Almanın mortoyu çektiği tahmin edilmektedir ve aslında bu çatışma hiçbir şeyi değiştirmediği gibi birkaç saat sonra Oslo zaten Alman hava indirme birlikleri tarafından kolayca işgâl edilmiştir. Almanların neden böyle hareket ettiklerini anlamak zor ama tarih boyunca pek çok kez karşılaşıldığı üzere düşmanı küçümsemek (gerçekten zayıf olsa bile) ve/veya kendini çok güçlü görmek pek çok kez böyle sonuçlanmıştır.

 

Whitehead mark V torpili

Resim.3) Blücher'i batıran torpidolar muhtemelen Whitehead Mark V idi.

 

Neyse, Norveç tarihine daha fazla dalmaya gerek yok ama bu meselenin yazıya dahil olmasının mâkûl bazı sebepleri de vardı.

Yakın tarihe dönersek, yanlış hatırlamıyorsam 2012 senesinde Almanya kökenli bazı haberler vasıtasıyla dünyanın en uzun menzilli torpili olarak Seahake.mod4-ER adlı silahın geliştirilmesinin tamamlandığı duyurulmuştu ki tanımlamasındaki ER ingilizce "Extended Range - Arttırılmış Menzil" ifadesinden kısaltılmıştır.

Bu silah temel olarak mevcut DM2A4 Seahake tasarımı üzerinde bazı değişikler yapılarak elde edilmiş bir üründür. Torpile ait veriler gizli tutulmakla birlikte yaklaşık olarak aşağıdaki gibi olması muhtemeldir:

  • Çap: 533mm
  • Uzunluk: ~8m+
  • Ağırlık: ~1.900kg
  • Menzil: 160±20km
  • Sürât: ~40dms
  • Harp Başlığı: 260kg
  • Patlayıcı: PBXN-111
  • Tapa: Temas + Manyetik Yakınlık(?)
  • Tahrik: Elektrik - Gümüşoksit-Çinko Akü
  • Güdüm: Aktif-Pasif sonar + Çift Yönlü Uydu Haberleşmesi ile Uzaktan Kumanda

yine de yukarıdaki verilerin bazıları zaman içinde daha sağlıklı bilgilere ulaşılabilirse değişiklik gösterebilir.

 

DM2A4 Seahake.mod4-ER

Resim.4) Seahake.mod4-ER torpili. DM2A4 temelli tasarım üzerindeki en önemli değişiklik çift yönlü uydu haberleşmesi ve küresel konumlama imkanı sağlayan teleskopik anten bölmesidir ki resimde kırmızı ile gösterilmiştir.

 

Doğrusu ilk duyurulduğunda hangi ülke(ler) için geliştirildiği de açıklanmadığından bu silahın müşterisinin o zamanlar Norveç olabileceği aklıma gelmişti çünkü bu kadar uzun menzilli bir torpili mesela bir denizaltı üzerinde kullanmak gerçekçi olmazdı fakat uygun şartlarda karadan kullanmak iyi bir seçenek olabilirdi ki yazının girişindeki hikâyeden de belli olduğu üzere Norveç bu tür sistemleri çok uzun zamandır kullanmaktaydı. Günümüzde Norveç ve İsveçin karaya konuşlu torpil sistemlerine halen sahip oldukları tahmin edilmektedir. Tabii bugün için Norveç üzerinde ciddi bir dış tehdit mevcut olmaması ve aslında böyle bir silaha da ihtiyaç duymayacakları gerçeği bu düşüncenin en zayıf yönüydü.

Diğer taraftan hiçbir ASS1 bu kadar uzun menzillerde yeterli hassasiyeti sağlayamayacağı için buna da bir çözüm bulunabilmesi gerekirdi. İlave olarak böyle bir torpilin azami menzil civarına ulaşması kabaca iki üç saat kadar süreceği için fırlatıldığı hedefe ait bilgilerin düzenli olarak güncellenmesi ihtiyacı da kaçınılmazdı.

Almanlar bu duruma ilgi çekici bir çözüm ürettiler ve mevcut DM2A4 tasarımına ilave bir haberleşme bölmesi eklediler. Bu bölme üzerine yerleştirilmiş durumdaki teleskopik anten [Resim.5] gerekli olduğunda suüstüne çıkartılarak hem küresel konumlama bilgisini alabilmekte hem de sahip olduğu çift yönlü uydu haberleşmesi ile (muhtemelen X bandı) gerekli güncellenmiş hedef bilgilerini alabildiği gibi ihtiyaç halinde tespit ettiği akustik izleri kumanda merkezine iletebilme potansiyeline de (muhtemelen) sahiptir. Velhasıl aslında bu silah türünün ilk örneği kabûl edilebilecek olan bir "torpil - insansız sualtı aracı melezi"dir demek mümkündür. DM2A4'ün aynı zamanda harp başlığına sahip olmayan bir insansız sualtı aracı türevi de mevcuttur.

 

Lityum-Polimer vesaire gibi yeni nesil tahrik teknolojileri ile kısa bir süre içinde bu tür silahlarının 300km mertebesinde menzile erişebilmeleri mümkün görülmektedir.

 

 

Birleşik Arap Emirlikleri gemisi Rmah

Resim.5) Almanya tarafından Birleşik Arap Emirlikleri için inşa edilen iki gemiden ilk olan Rmah (A61). Her ne kadar henüz gerçek bir iç görüntü yayınlanmamış olsa da bu gemilerin kıçına iskele sancak ikişer adet torpil kovanı yerleştirildiği (kırmız bölge) söylenmektedir ki bu durumda özel amaçlı geminin çok sayıda Seahake.mod4-ER taşıyabilmesi de mümkün görünmektedir.

 

Bu torpil ilk tanıtıldığında müşteri(ler) gizli tutulmuş olsa da ilerleyen zamanla birlikte ortaya çıkmaya başladı ve Seahake.mod4-ER'nin bilinen ilk (ve şimdilik tek) müşterisinin Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) olduğu anlaşılmış oldu. Torpilin ne şekilde kullanılabileceği de ayrı bir muammaydı. Almanya ilk olarak BAE donanması için iki adet özel amaçlı gemi inşa etti. Bu gemiler 58m uzunluğunda ve 11m genişliğindedir. [Resim.5] de görülen A61 borda numaralı ilk gemi ile birlikte Seahake.mod4-ER torpillerinin kıç altındaki dört kovan vasıtasıyla ve kıça doğru fırlatılmak suretiyle kullanılacağı iddia edilmektedir ki henüz bu bölgeye ait bir görüntü yayınlanmış olmasa da bu bilginin doğruluğu muhtemeldir.

 

Birleşik Arap Emirlikleri - İran; menzil haritası ve liman

Resim.6) Torpilin görünür temel hedefi olan menzil ihtiyacının belirleyicisi olduğu ifade edilebilecek Basra Körfezinin Hürmüz Boğazı bölgesi. BAE topraklarından Bender Abbas'taki İran deniz üssünün ve Proje 877 sınıfı denizaltıların (kırmızı dikdörtgen)  karadan hedef alınabilmesi için gerekli menzil ihtiyacı harita vasıtasıyla anlaşılabilir. (Harita: maps.google.com)

 

Seahake.mod4-ER'nin beklenen ikinci kullanım yöntemi ise kıyıdan fırlatma yönündedir. Böylece oldukça esnek ve gizliliği gemi seçeneğine göre yüksek bir harekât imkânı da söz konusu olabilir. Bu yönde de kesin bir bilgi olmakla birlikte torpilin üreticisi tarafından 40ayak gemi konteyneri içine yerleştirilmiş ve römork üzerinde karada çekilerek taşınabilen çözüme ait ilk görüntünün kısa bir süre önce yayınlanması ile ikinci yöntemin de muhtemelen kullanıma girdiği veya girmek üzere olduğu iddia edilebilir; söz konusu görüntüyü telif hakkı sebebiyle buraya koyamadım, arama motorları vasıtasıyla bulmayı deneyebilirsiniz...

Tabii bu işlerin içinde başka işler de var dense yeridir. Mesela yukarıda bahsi geçen özel amaçlı gemileri tasarlayıp inşa eden Alman Nobiskrug tersanesi 2009 senesinde BAE merkezli Abu Dhabi Mar adlı şirket tarafından satın alınmıştı, aynı dönemde Yunan 214'lerini de inşa eden Skaramanga'daki tersaneyi TKMS'den almaları gibi ama asıl konudan fazla sapmamak lâzım... Son olarak [Resim.5]'deki gemiyi BAE için inşa eden tersanenin sermayesi zaten BAE'ye ait.

Bir diğer mesele batının bölgede başarıyla uyguladığı tavşana kaç, tazıya tut taktiğidir ki böylece bölge ülkelerine inanılmaz büyük meblağlarda silah satmaya muvaffak olabiliyorlar. Üstelik bu silahları alanlar ihtiyaç duyduklarında onları kullanabilmek için satanlara daima muhtaç kalacaklar, kısacası batının çıkarları ile çelişen durumlar söz konusu olduğunda pahalı silahları işlerine yaramayacak.

 

Limni Adası - Çanakkale Boğazı - Marmara menzil

Resim.7) Seahake.mod4 ER'nin Limni adasına yerleştirdiğini varsayarak nerelere ulaşabileceğini gösteren bir harita. Boğazı geçmekte olan bir Türk Donanma filosu bu tür bir saldırı ile karşılaştığında gerçekten çok zor durumda kalabilir. Bunun iki temel sebebi var ilki bu tür bir su yolunda böyle bir silaha karşı savunma yapmanın çok zor olması ikincisi ise düşmanın hedef tespitini ve hatta güdümünü kıyıya yerleştireceği unsurlarla gizlice ve kolayca, mesela denizi gören herhangi bir evin içinden yapabilecek olmasıdır.

 

Gelelim sadede; yukarıdaki gelişme dünya denizlerinde askeri harekât kavramlarının nasıl etkileyebilir ve bunun Türkiye'ye yansımaları neler olabilir?

Bizi iki açıdan ilgilendireceği düşünülebilir.

Öncelikle artan bir tehdit söz konusu olacak gibi görünüyor. Torpilin bu şekilde kullanılmaya başlaması hücum eden taraf açısından çok önemli bazı üstünlükler yakalanmasını sağlayabilir ve özellikle kapalı denizlerde önlenmesi çok güç durumlar doğurabilir. İlave olarak coğrafi zorluklardan da bahsedilebilir: Donanmamızın İstanbul ve Çanakkale boğazı gibi iki çok dar suyolunu mutlaka kullanmak durumda olması gibi.

Havadan bir hücum söz konusu olduğunda saldırganın tespit edilebilmesi kızılötesi, morötesi, EDT2 gibi pasif veya radar gibi aktif yöntemlerle göreceli olarak kolay bir şekilde mümkün olabilirken sualtı hücumu için aynı şeyi söyleyebilmek özellikle böyle sığ ve kapalı deniz ortamlarında neredeyse mümkün değildir ve varlığını algılayamadığınız bir saldırgana karşı da çaresiz kalabilirsiniz.

Almanlar bu kapıyı açtı ama takip edenler de olacak ve bu yönde üretilmiş silah sistemlerinin kısa vadede yaygınlaşması beklenebilir. Uygun şartlar oluştuğunda Almanyanın bu sistemler ile Bulgaristan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimini silahlandırması pek de uzak olmayan bir gelecek için muhtemel görünüyor nihayetinde bahsi geçen ülkeler Almanya tarafından fethedilmiş durumda olduklarından artık gerçek anlamda bir iradeleri de söz konusu değildir ve Türkiye ile Almanya arasındaki meselelerde birer piyon gibi kullanılacakları tahmin edilebilir.

Bir örnek vermek gerekirse [Resim.5] size Limni adasına yerleştirilebilecek seyyar Seahake.mod4-ER'lerin Türkiye için ne seviyede büyük bir tehdit oluşturacağı az çok anlaşılabilir. Bölgenin deniz şartları da göz önüne alındığında böyle bir saldırı karşısında savunma yapmak gerçekten son derece zordur; günümüzün en güçlü donanmaları için bile. Tabii bir de 1980'lerden itibaren silahlandırılan Limni vesaire gibi adaların silahlandırılmasının Lozan antlaşmasına aykırı olması ama bu antlaşmayı bizden başka kimsenin umursamaması durumu da var ya neyse.

Benzer şekilde Bulgaristanın güney kıyıları ile İstanbul Boğazının kuzey ağzı arasındaki mesafe sadece 130km civarındadır. Kıbrıs Rum Kesimi söz konusu olduğunda İskenderun körfezi şimdilik menzil dışı olsa da Kuzey Kıbrıs kıyıları ile Türkiye arasındaki çok geniş bir saha ve Doğu Akdeniz'deki gaz sahaları tehdit altında kalabilir. Bu örnekleri Aksaz, İzmir Körfezi vesaire olarak çoğaltabilmek mümkündür.

Böyle bir tehdit durumuna karşı hazırlıklı olabilmek için şimdiden ciddi çalışmalara ihtiyaç olup bu çalışmaların tamamen batıdan bağımsız olarak ve gerçekten milli olarak yürütülmesi ihtiyacı kaçınılmazdır çünkü hem tehdit kaynağı silahlar zaten batı kökenlidir hem de çeşitli kıstaslar sebebiyle bu tür bir tehdit herhangi bir konvansiyonel füze tehdidiyle karşılaştırılamayacak kadar büyüktür. Biraz yukarıda kısaca değinildiği üzere büyük bir tehdit potansiyeline sahip olan bu teknolojinin belki de en önemli zaafı belirgin seviyede gerçek zamanlı uydu verilerine ihtiyaç duymasıdır. Bu durumda Türkiye için tamamen farklı bir alanda daha çalışma ihtiyacı kaçınılmaz olarak tetiklenmektedir: Uydusavar teknolojisi! Evet henüz bırakın yüksek irtifayı alçak irtifa konusunda bile çalışmalar tamamlanabilmiş değil fakat eninde sonunda olacak. Bu sebeple milli yüksek irtifa projesinin şimdiden atmosfer dışına genişletilebilir şekilde planlanması uzun vadede zaman ve kaynak tasarrufu da sağlayabilir.

İkinci açı ise tam tersi yönde söz konusu teknolojinin düşmana hücum etmek amacıyla bizzat Türk Deniz Kuvvetleri tarafından kullanılmasıdır. Sahibi olduğumuz coğrafi yapı bizim açımızdan bazı sıkıntılara sebep olmakla birlikte aynı zamanda bazı üstünlükler de sağlamaktadır. Akya projesinin akıbeti henüz belli değil ama başladığına göre eninde sonunda o da olumlu bir noktaya gelecektir ve projenin ilk safhası başarıyla tamamlandıktan sonra kendi ihtiyaçlarımıza uygun uzun menzilli melez torpil projemizi; şimdilik diyelim ki Akya-U'yu gerçekleştirebilmek için önümüzde ciddi bir engel kalmayacaktır ve bu tür bir silah sistemini ve ihtiyaç duyacağı yan teknolojileri geliştirebildiğimizde bu kez Adalardenizi üzerinde bütün dünya donanmalarına karşı yeterli hakimiyeti sağlayabilmemizin önü de önemli seviyede açılmış olabilecektir ki eğer Adalardenizi'ne tamamen hakim olamazsak ülkenin güvenliğini sağlayabilmek pek mümkün olamayabilir.

♦ Açıklamalar

1. ASS: Atalet Seyrüsefer Sistemi [geri]
2. EDT: Elektronik Destek Tedbirleri [geri]

♦ Kaynaklar

1. http://ww2today.com/norwegian-shore-batteries-sink-the-blucher
2. Resim.1-2) http://arkivverket.no/URN:db_read/db/33989/19/
3. Torpedo: The Complete History of the World's Most Revolutionary Naval Weapon, 2014, Roger Branfill-Cook
4. Resim.3) http://dreadnoughtproject.org
5. Resim.4) http://3.bp.blogspot.com/-x-gp0xhoOjs/VHhFw8MnHqI/AAAAAAAAAxo/oRQzoZDJihs/s1600/2a).jpg
6. Resim.5) https://www.flickr.com/photos/wogo24220/12571872763
 







Telif Hakkı © 1997-2017 [uskudar.biz] - sürüm 5.5.1 - Bütün Hakları Saklıdır. Kullanım şartları için tıklayın!
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.