SeyrüseferSeyir DefteriYazılım → Desmodus Rotundus

Desmodus Rotundus

Seyir Defteri - Yazılım
Pazartesi, 27 Ağustos 2018

Desmodus RotundusYazının başlığı, bildiğimden değil ama nedense(!) latince denk geldi, vardır bi' sebebi... Geçtiğimiz Kurban Bayramı arifesinden yedi gün önce, sabah Üsküdar'dan Tuzla'ya doğru arkadaşlarla birlikte arabayla seyir hâlindeyken, sohbet esnasında mevzu bir şekilde Türkiye ve yazılım teknolojileri konusuna gelip ilerleyince çok uzun yıllardır sırasını bekleyen bu makâlenin de artık yayınlanma zamanı gelmiş gibi oldu.

Herkesin farkında olduğu üzere 21.Asır, hem donanım hem de yazılım tabanında bilgisayar teknolojilerinin hemen her sahada son derece belirleyici ve etkin hâle geldiği bir dönem olarak tarih sahnesinde yerini aldı denilebilir.

Diğer taraftan söz konusu teknolojilerin oluşturduğu ve hâkim hâle geldiği bu yeni ortama uyum gösterebilme ve kullanabilme yeteneğine bağlı olarak; yakın gelecekte hangi milletlerin tarih sahnesinde güçleneceğinin, hangilerinin silineceğinin ve hatta belki de tamamen yok olacağının belirleneceği yeni bir çağ başlamış sayılabilir.

Nasıl ki sanayi devrimi olarak tanımlanan gelişmelerin gerçekleştiği 19.Yüzyıl'da yaşanan teknolojik sıçrama çok kısa bir zaman dilimi içinde dünyanın çehresini ve içtimâi yapısını tamamen değiştirip biz dâhil pek çok köklü medeniyeti bir anda ezip geçtiyse bundan bile daha kötüsü önümüzdeki dönemde ve yeni bir dalga hâlinde tekrar gerçekleşebilir.

Ve ne yazık ki en azından bugün için, etraftaki hemen herkesin; artık tam anlamıyla boyun bükmüş bir şekilde sosyal medya denen kutsal(!) kitaba tâbi ve cep telefonun kulu(!) hâlinde, uyanık kaldıkları zamanının çok büyük bölümünü âdeta efsunlanmış bir durumda başparmak kaydırma ibâdeti ile makinaya bakarak geçirmekte olduğunu görünce iyimser olabilmek kolay değil...

Tabii yazılım ve donanım teknolojileri son derece geniş kapsamlı mevzular olduğundan hepsine tek seferde yeterince değinebilmek mümkün değil ama en azından küçük bir numune ve işâret olması açısından, sadece çok dar kapsamlı ve özel maksatlı bir konunun ele alınmasıyla içinde bulunduğumuz durum hakkında bir fikir oluşturulmaya çalışılacak:


Bilgisayar Destekli Mühendislik

Yeri geldikçe yazılım ağırlıklı siber-güvenlik kavramından, mühendislik için gereken bilgisayar donanımı ihtiyaçlarından veya Türkiyenin ve diğer ülkelerin bu alandaki vaziyetinden vesaire bahseden bâzı fikirler ileri sürülmüştü.

Şimdi, meselenin sadece mühendislikle bağlantılı hususlarından bahsedilecek fakat burada ifâde edilecek olan ile aynı artalan içine gömülü, gözlerden uzak örülü bir düzenin aslında çok daha geniş kapsamlı olduğu da söylenebilir. İlk olarak gerçek hayattan alınan bir ibretlik uygulama numûnesi ile başlayalım:


→ Zibidi 39.0

Üç, beş sene kadar önce bir Deniz Kuvvetleri projesi için yaptığımız imâlatların üzerindeki yük taşıyıcı niteliği açısından önemli bir bileşen için, her ne kadar imzalanan sözleşmenin kökünü meydana getiren şartname üzerinde böyle bir talep mevcut olmasa da sonradan söz konusu yapının yeterliliğinin hesap yoluyla ispatlanması istenmişti.

Bu esnada yapının imâlâtı bitirilmiş ve doğal olarak da zâten tasarım uygun bir şekilde ve hesaplanarak gerçekleştirilmişti. Neyse, bu safhada mecburen angarya bir iş hâline gelse de söz konusu yapının tasarımında uygulanan ve geleneksel statik yöntemlere dayanan hesaplamalar daha kolay anlaşılır bir rapor hâline getirilerek karşı tarafa gönderildi. Ama gelen cevap gâyet acayipti:

- Elle yapılmış hesabı kabûl etmiyoruz!

- Peki ya ne istiyorsunuz? (Neremizle hesaplayalım?)

- Sonlu Elemanlar Yöntemiyle yapılacak.

Zâten bitmiş bir iş için sonradan böyle bir talepte bulunmaya hakları olmasa da artık bu eziyetten kurtulmak ve dükkânı da bir an önce kapatabilmek için ve aslında böyle bir sonlu elemanlar hesabını da kendimiz yapabilecek olmamıza rağmen (ki bu da kabûl edilmeyecekti, üzüm ve bağcı durumu) mecburen bir üçüncü taraf işletmeye işi havâle ettik. Onlar da önce bu kolay çalışma için çuvalla para aldılar ama dert daha yeni başlıyordu.

Yapının üç boyutlu modelinin gönderilmesinden sonra uzunca bir bekleyiş dönemi geçti ve nihayet renkli resimlerle bezeli sonuçlar geldi: Hesaplamayı yapanların iddiasına göre yapı, yükü taşımaya uygun değilmiş ve belirlenen yük altında kırılacakmış!

Bu durumda iyice tepem attı, ertesi gün şehirlerarası bir yolculukla tersaneye gittim, yapıyı sapanlarla hangarın karşılıklı çelik profil sütunlarına bağladık, araya bir kuvvetölçer ekleyerek zincirli ceraskalla yükü uygulamaya başladık ve azami çalışma yükünün 1,30 katına kadar yük altında yapının sapasağlam çalıştığını kayda geçirdik. Aslında daha fazlasını da taşıyabilirdi ama hangarın sütunları eğilmeye başlamıştı...

Elde edilen bu gerçek ölçüm sonucunu ilgili kurumlara ilettiğimizde aldığımız cevap ülkedeki hâkim bakış açısını yansıtması yönünden ibretlikti:

- Bu durum bizi ilgilendirmez! A***s kırılacak diyorsa yapacak birşey yok!
- Çüüşşşş!

Böyle bir pişkinlik ve çapsızlık karşısında çıldırmamak elde değildi ama nihayetinde lânet olsun deyip bitmiş bir yapı üzerine önce yanlış sonlu eleman hesabı için eşek yüküyle verdiğimiz paralar yetmezmiş gibi bir de söz konusu donanımlar üzerine, hiç gerekli olmadığı da alenen ispatlanmış olmasına rağmen, bir sürü takviye için daha da fazla para, zaman ve ağırlık harcamaktan başka çâre kalmamıştı.

Yapının belirlenen azamî yük altında kırılacağını iddia mühendisler ise bu tamamen yanlış sonuca sadece kıytırık bir doğrusal statik yaklaşımla, örgü bağımsızlığını bile incelemeden, hiçbir doğrulama çalışması yapmadan, ellerinin altındaki otomatikleşmiş yazılıma sadece birkaç kez tıklayarak ve anlaşılan o ki ne yaptıklarını da tam olarak bilmeden ulaşmışlardı. Ama en nihâyetinde Deniz Kuvvetleri'nin gönderdiği genç üsteğmen tamamen yanlış bu çakma hesapların renkli resimlerini içeren raporu aldığında büyük bir zafer kazanmış amiral edâsına bürünüvermiş ve rahatlamış, konu da kapanmıştı.

Böylece günümüzde artık iyice güçlenmiş durumda bulunan; BDM1 Zibidileri denen yeni tür de belki sıralamaya [1] eklenebilirdi!

Herkesin olmasa da konunun içinde olanların kolayca fark edebileceği gibi bu kısa gerçek hayat tecrübesi içinde birden fazla çok çok önemli ayrıntı mevcuttur.


→ Eğitim Nedir? Mühendis Kimdir?

Elle yapılmış mühendislik hesaplarını kökten reddeden, bilimin temeli olan deney ve gözlemi elinin tersiyle itip görmezden gelebilen, buna mukâbil tamamen başkaları tarafından geliştirilen bir takım bilgisayar destekli araçlarla elde edilen hesapları, hatalı oldukları ispatlandığında bile üstün tutan türden böyle bir sapık zihniyet devam ederse bakalım gelecekte hâlimiz nice olacak?

Belki de gelecekte şu içinde bulunduğumuz dönem için Bilgi Çağı değil daha doğru bir tanımlamayla Cehâlet Çağı ifâdesi kullanılacak...

Bir yandan yukarıdaki satırları yazarken içerikteki bâzı ayrıntılar sebebiyle olsa gerek, aklıma daha başka hikâyeler de düşmedi değil.

Mesela meşhur ultra gizli Skunk Works'ün daha da meşhur baş mühendisi ve tasarımcısı İsveç kökenli amerikalı Clarence "Kelly" Johnson [2] 1950'lerin son senelerinde gelen talep doğrultusunda, daha sonra SR-71 olarak adlandırılacak olan adeta zamanının ötesindeki bu uçağın bütün temel tasarımını sadece bir ya da iki ay içinde tamamladıklarından bahsetmiştir ki 90'larda hizmet dışına çıktığında dahi hâlâ dünyanın en yüksek irtifa ve en yüksek sürât rekorlarını elinde bulundurmakta olan, gövdesinin %93 kadarı Titanyum alaşımı ile imâl edilen, iz azaltma teknolojilerinin ilk kez uygulandığı bu aracın imâl edilebilmesi için ihtiyaç duyulan bütün yapısal malzemelerin, yakıtların, hidrolik sıvıların, salmastraların, plastiklerin, bağlantı elemanlarının, kabloların ve dahi imalât takımlarının ve yöntemlerinin bu uçak için özel olarak geliştirilmesi ve icâd edilmesi de gerekmişti.


A-12 Radar Kesit Alanı Ölçümlerinde

Resim.1) ilk uçuşunu 1964'de yapacak olan SR-71'in atası olan ve ilk kez 1962'de uçan A-12'nin durağan Radar Kesit Alanı ölçümlerinden bir görüntü, 1959 civarı olabilir.


Üstelik bütün bu büyük zorluklara rağmen de ilk uçuş, tasarım çalışmalarının başlamasından sadece üç, dört sene kadar sonra gerçekleştirilebilmiştir. Bunları neden mi anlatmak icâb etti; tabii ki, söz konusu tasarım ve üretim sürecinin; araç olarak sadece kağıt, kalem ve hesap cetveli kullanılarak gerçekleştirilmiş olması sebebiyle.

Ve tabii ki SR-71 örneğinde olduğu gibi, asıl önemli olan kullanılan araçlar değil mühendislerin kendileridir, bir de 60 sene sonra bizim acı bir şekilde uğraştığımız zibidilere bakın... Buna benzer pek çok örnek, denizaltılardan başlayarak daha farklı mühendislik sahaları için de kolayca gösterilebilirdi ama lâfı daha fazla uzatmaya gerek yoktu...

Geçenlerde Altûnizâde'den Fıstıkağacı istikametine doğru yürürken sağa doğru giren ve ancak tek bir aracın geçebileceği genişlikteki, belki yüz metre kadar uzunluğa sahip bir sokağın başında inanılmaz bir biçimde tam üç farklı üniversite tabelası görmek oldukça dehşet vericiydi. Bir dakika daha yürümeye devam edince sonraki paralel sokağın başında da diğerlerine komşu bir dördüncü üniversitenin tabelası daha görünüverdi.

Artık Üsküdar'da, ilkokul sayısından fazla üniversite mi var nedir! Eğitim konusunun gerçeklerini bir türlü anlayamıyoruz gibi görünüyor ama belki mesele anlayamamak değil de işimize gelmediği için ve göz göre göre, kasıtlı olarak anlamak istememek olarak ifâde edilse daha uygundur.

Günümüz üniversitelerinde ne seviyede bir eğitim veril(me)diğini mesela işletmelerine gerçek mühendis almak için gelen adaylarla mülâkat yapanlar gayet iyi bilmektedir. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, eline verilen bir kumpas ile cillop gibi bir paslanmaz çelik çubuğun çapını ölçemeyen makina mühendisleri, bir guletin kayıcı tekne formuna sahip olduğunu beyân eden (üstelik maalesef İTÜ kökenli) yüksek(!) gemi inşa mühendisleri, bit ve baytın ne olduğunu söyleyemeyen "parayı veren düdüğü çalar üniversitesi" kökenli sözde bilgisayar mühendisleri ve daha kim bilir neler... Bu çocukları kim, nasıl eğitiyor?


Mühendisin Hayatı ve Eğrileri

Resim.2) Hem İTÜ kökenli hem de Üsküdarlı, Cumhuriyet tarihinin en meşhur mühendislerinden Feyzi Akkaya'nın (dikkât Fevzi değil!) mühendisin hayatını mühendisçe tanımlayan özgün çalışması.
Son derece ilgi çekici bu iğriler aslında dolaylı olarak ülkenin durumunu da açıklayabiliyor:
Memleket insanları ekseriyetle, adeta doğuştan itibaren gelen bir içgüdü ile bir an önce emekli olup Adalar Denizi kıyısındaki beton bir yazlığa kapağı atmak ruh haline sahip olduğundan ve nasıl olabiliyorsa 40'lı hatta 30'lu yaşlarda bile emekli olabildiğinden, her sene onbinlerce(!) mühendis mezun olsa da ülkeyi güçlendirecek tecrübeli mühendis seviyesine asla ulaşılamıyor, sonuçta da hâlimiz her türlü teknolojinin ithâl edilegeldiği şekliyle böyle oluyor.
Misâl Deniz Kuvvetlerinin iki asırdır görece büyük kaynaklar ayırarak yetiştirmeye çalıştığı mühendislerin neredeyse hepsi tam yeterli tecrübeye ulaşmak üzereyken, ele geçen ilk fırsatta emekliye ayrılıp tüyüveriyor ve tekrar ve tekrar başa dönülüyor vs.


Gelinen noktada sadece mühendislik eğitimi açısından ele alınırsa, artık günümüzde talebelere verilenlerin(!) üç temel kıstastan ibâret olduğu aşikârdır:

  1. Tarzan ingilizcesi konuşsun,
  2. Ticâri mühendislik yazılımlarını üstünkörü kullansın,
  3. Bu arada bütün temel meslekî bilgilerden ve yeteneklerden uzak tutulsun,

Velhasıl üniversitelerin icraatları artık sadece "tarzanca konuşan tıklama(!) mühendisi" yetiştirmekten ibâret hâle gelmiş durumda görünüyor. Bu durumu açıkça ortaya koyan pek çok bâriz işaretler ve ibretlik acı örnekler mevcuttur fakat bu konulara girildiğinde ister istemez kişilerin isimleri de ortaya çıkacağından o sahalara girmek gibi bir niyetim yok.


Mühendis Ne Değildir!

Resim.3) Mühendis ne değildir![3]


→ Kartel, Bir Numara...

Kökeni çok daha öncelere dayansa da doksanlar, donanımların ucuzlayıp yaygınlaşmasına da bağlı olarak bilgisayar destekli mühendislik teknolojilerinin yazılım ayağında en önemli atılımların gerçekleştiği dönem olarak düşünülebilir. Fakat 2000'lerde işin rengi değişmeye de başlamıştı.

Sayıları bir elin parmaklarından daha az olan bir takım şirketler arkalarında (derin) devletlerinin2 stratejik destekleriyle, bu alandaki teknolojiyi geliştiren ve hepsi aslında küçük ölçekli uzmanlaşmış yapılardan meydana gelen işletmeleri teker teker yutmaya başladı ve kabaca bir on sene içinde söz konusu yazılım piyasası neredeyse tamamen bu kartellerin eline geçti.

Özellikle Türkiye ve benzeri bütün üçüncü dünya ülkelerinde de bu süreci artalanda ustaca destekleyen ve şekillendiren uluslararası kurgularla, küresel çapta tehlikeli bir hâkimiyet tesis edildi.

Söz konusu sürecin en önemli bileşenini üniversiteler meydana getirdiği için köprübaşı olarak bu noktaların tutulabilmesi, düzeni kurgulayanlar açısından son derece önemliydi. İşte Türk üniversitelerinin anglo-amerikan yazılım kartellerinin çiftliği haline gelmesinin sağlanması da bu sebeple ve doğrusu kolayca gerçekleştirildi.

Herhangi bir mühendislik alanında eğitim verdiğini iddia eden üniversitelerimizden beklenen temel davranışların başında doğal olarak bilim, fikir ve teknoloji üretmeleri ve mesela yazının konusuna bağlı olarak kendi çalışma sahalarına uygun yazılımları geliştirmeleri gelmekteyken, bütün bu kurumlar, kartelin en yağlı ve sâdık müşterisi hâline geliverdi. Bazı devlet üniversitelerindeki birtakım öğretim görevlilerinin, söz konusu yazılımların bölge bayiliği dahi yaptığı bir ortamda ne beklenebilir ki!

Aslına bakılırsa mesele bu dar çerçeveden çok daha geniş kapsamlıdır. Örneğin daha önce bahsi geçtiği üzere Türkiye her sene ortalama 3milyar dolar parayı sadece ağır-dizel ithalâtına ödemeye devam ediyor. Bu demektir ki sadece birkaç kişi kurdukları ve idâre ettikleri bu ithalât-komisyon düzeni yoluyla her sene gerçek anlamda hiç çalışmadan 300-500milyon dolar kazanabiliyor ve böylesine tatlı bir düzenin devam edebilmesi için de bu ülkede kimsenin çıkıp dizel motor üretmemesinin sağlanması icâb ediyor, görüldüğü gibi denklem son derece kolay.

İşte mühendislik yazılımları alanında da tam olarak benzer bir durum mevcut. Ama daha da kötüsü devlet söz konusu ticâri kartel yazılımlarını satın almak isteyenlere her türlü teşviği, hatta hibeyi sağlıyor ve kimse parayı kendi cebinden vermeyince de durumu önemsemiyor vs.

Bu öylesine dehşet verici bir düzen ki söz konusu ticâri yazılımların yaptığı herşeyi yapabilen hatta çoğu durumda daha da iyi yapabilen, kartellere karşı bir tepki olarak doğmuş olan, pek çok sıfır mâliyetli açık-kaynak yazılım Türk üniversitelerinde, birkaç küçük istisna dışında neredeyse tamamen görmezden gelinebiliyor ve zararın boyutları giderek büyüyor. Ayrıca:

  1. Ticârî yazılım kartelinin kıskacındaki üniversitelerde bu alanda hiçbir ciddi arge çalışması mevcut görünmüyor.
  2. Üniversitelerde ustaca(!) yönlendirilen talebeler sanayi safhasına geçtiklerinde söz konusu kartellerin doğal müttefiki hâline geliyor.
  3. Maliyetinin büyük bölümü devlet tarafından karşılansa da çok büyük ve giderek daha da artan bir maddî kayıp ve mutlak bir dışa bağımlılık söz konusu.
  4. Bu piyasaya girebilecek ürünler ortaya koymak konusunda harekete geçmek isteyecek yetenekli ve azimli Türk mühendislerinin böylesine bir haksız rekabet ile başedebilmeleri pek mümkün değil.
  5. Tamamen kapalı kaynak koduna sahip söz konusu yazılımların gerçek mânâda siber-güvenliğini sağlayabilmek de mümkün değil ve savunma sanayi projelerinde bu yazılımların kullanılması çok ciddi güvenlik zaafiyetlerine de sebep olur mâhiyette.
  6. Kartel bütün yazılım sistemini bulut üzerine taşımaya hazırlanıyor ki yakın zamanda bu durum gerçekleştiğinde bizim milli diyeceğimiz askerî projelerin bütün tasarım dosyaları zâten kendiliğinden amerikanya ve ingilizya'daki sunucular üzerinde tutulur hâle gelecek...
  7. Daha da vardı ama yeter.


Desmodus Rotundus - Vampir Yarasa

Resim.4) Desmodus Rotundus, Vampir Yarasa.
Sadece kanla beslenen bu hayvan genellikle uyumakta olan hedefin derisi üzerinde keskin dişleriyle hissettirmeden açtığı yaradan sızan kanı içer.
Bunu esnada kesikten akan kanın pıhtılaşmaması ve akmaya devam etmesi, tükürüğünde taşıdığı drakulin adlı madde tarafından sağlanır.
Her bir hedeften aldığı kan miktârı ölüme sebep olmayacak kadar küçüktür. Ama asıl tehlike sonra gelir ve sıklıkla kuduz virüsü taşıyıcısı olduklarından, kanını aldığı canlı uzunca bir kuluçka evresinden sonra kudurarak, büyük acılar çekerek ölür...
Eh, teşbihte hata olmaz derler! Anladınız işte...


Para için herşeyin mübâh kabûl edildiği bizim neslimiz için artık çok geç, yapacak birşey yok. Ama belki geleceğin mühendisleri, onlara insan ve mühendis olarak gerçek kıymeti sağlayacak olanın; ne konuştukları yabancı dil ve ne de kullandıkları yazılımlar vesaire değil, sadece beyinlerindeki zekâ ve kalplerindeki vicdânın bileşiminden meydana gelen akılları olduğunu yeniden keşfedebilirler de herşey birgün değişir, en azından ümîdimiz budur.

Bu yazıdaki mevzu açısından sorumlu çok fakat bu millete karşı gerçekten sorumluyum diyebilen pek yok. Ama elbet eninde sonunda, boynuzsuz koçun boynuzlu olandan hakkını isteyeceği gün gelecek!

♦ Açıklamalar

1. BDM: Bilgisayar Destekli Mühendislik [geri]
2. ABD, İngiltere ve Fransa [geri]

♦ Kaynaklar

1. Zibidiler hakkında - https://www.ozemre.com/makaleler/zibidiler
2. Clarence Leonard (Kelly) Johnson 1910—1990, 1995, Ben R. Rich
3. Resim.3) - xkcd - https://xkcd.com/1570/
 







Telif Hakkı © 1997-2018 [uskudar.biz] - sürüm 5.5.1 - Bütün Hakları Saklıdır. Kullanım şartları için tıklayın!
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.