SeyrüseferTarihMuhtelif Konular → Hızır Hayreddin Paşa'nın Sancağı Hakkında

Hızır Hayreddin Paşa'nın Sancağı Hakkında

Tarih - Muhtelif Konular
Salı, 29 Mayıs 2001

Hayreddin Paşa Sancağı ve Mühr-ü SüleymanYanlış hatırlamıyorsam Ocak 2000 tarihinde, İstanbul'daki Deniz Müzesine yaptığım bir ziyaret sırasında duvarda asılı duran ve aşağıda gördüğünüz Barbaros Hayrettin Paşa'nın ünlü Sancağı'nın altında müze tarafından yazılmış sancak ile ilgili açıklamaları okuduğumda gözlerime inanamadım.

Söz konusu açıklamalarda özetle; resmin ortasındaki kılıcın alt bölümünün mason pergeli, kılıcın üst bölümünün ise hristiyan haçı olarak nitelendirildiğini ve teslisi simgelediğini ve Paşa ile etrafındakileri masonik bir hıristiyan ve yahudi karması (alttaki Mühr-ü Süleyman ya da diğer bir ismiyle Davut Yıldızı sebebiyle) olduğunun açıkça iddia edildiğini belirtsem sanırım yeterli olur.

Aynı yıl bu sayfa ilk kez hazırlanıp yayınlandı. Daha sonraki senelerde nedendir bilinmez söz konusu açıklama kısmen değiştirildi. İkinci halinde masonluktan vazgeçmişlerdi ve hristiyanlığa odaklanmışlardı. Merak eden (halâ duruyorsa) bu yorumu gidip görebilir.

Hemen hızlı bir açıklama gerekirse, bu müzede yazılanlar;

açıkça İFTİRADIR ve tamamen YALANDIR!

 

Barbaros Hayreddin Paşanın Sancağı

Resim.1) İstanbul Deniz Müzesinde bulunan Hayreddin Paşa'nın Sancağı.

 

Gerçekler ise aşağıdaki gibidir;

İlk olarak; Sancağın en üstünde Kuran- Kerim'in 61.Sûresi olan ve 14 Ayetten oluşan Saf (Es Saff) Suresi'nin 13.Ayetinden bir bölüm yazılıdır:1

 

nasrun minallâhi ve fethun karîb ve beşşiril mû’minîn

meal: yardım Allah'tandır ve fetih yakındır, mü'minleri müjdele

tefsir: Diğer biri de yani cihadda bu nimet veya bu ticaretten başka, diğer bir nimet yahut ticaret daha vardır. Ki siz onu seversiniz, cihadı hepiniz sevmeseniz ve neticesi olan o büyük kurtuluşu hepiniz takdir edemeseniz bile, diğer neticesi olan şu nimeti hepiniz seversiniz ki o da şudur. Allah'tan bir zafer, düşmanlara karşı bir galibiyet ve yakın bir fetih, işte cihadın bir meyvesi de budur ki, bundan herkes hoşlanır. Böyle söyle hem kendin müjdelen hem de müminleri müjdele ya Muhammed! Çünkü onlar için bu iki ticaret muhakkaktır.2

 

"...Düşman donanması, Osmanlı gemilerini görünce çaresiz kalarak bulunduğu limandan çıkıp, aksi istikamete doğru yol aldı. Rüzgâr da iyi esiyor ve yelkenleri şişiriyordu. Bu rüzgârlarla giden düşmana ait ağır barçaların önünde Paşa'nın hafif kadırgalarının helâk olması çok muhtemeldi.

Levendelerin bu fikirden dolayı içleri sıkıntı ile doldu. İşte tam bu ümitsizlik anı içinde; Hayreddin Paşa iki parça kağıda Kelâm-ı Kadîmden ve Furkan-ı Azîmden iki ayet yazdırıp kendi gemisinin iki tarafına bıraktı.3

Daha sonra rüzgar kesildi ve düşmanın ağır barçaları birer iskelet gibi oldukları yerde kala kaldılar. Ve öyle limanlık oldular ki sanki sabah vaktinde hiç rüzgar esmemişti.

Müslümanlar da Allah'ın lütûf ve keremini görüp çok sevinmişlerdi.

Hayreddin Paşa da rüzgârın kesilmesini Allah'ın ihsanı olarak görüp şükretti ve tekrar düşman üzerine gitti."4



İkinci olarak; Sancağın ortasındaki alâmet, diğer Türk Sancaklarında da yaygın olarak çeşitli şekillerde kullanılan Hazreti Ali'nin meşhur çift ağızlı kılıcı Zülfikâr'dır. Allah'ın Aslanı Hazreti Ali'yi simgeleyen Zülfikâr Türkler tarafından da sıklıkla kullanılmış, tamemen İslâmî bir simgedir.

 

Eski Bir Donanma Sancağı Eski Bir Donanma Sancağı Eski Bir Donanma Sancağı

Bir Yeniçeri Sancağı

Resim.2, 3, 4 ve 5) Mesela üstteki dört eski sancak da Zülfikâr temellidir.

 

Üçüncü olarak; Zülfikar'ın dört köşesinde ise dört Halifenin isimleri yazılıdır;

  1. Hazreti Ebubekir
  2. Hazreti Osman
  3. Hazreti Ömer
  4. Hazreti Ali

Dördüncü olarak; Sancağın alt ortasında ise iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan Davud Yıldızı da denen Hazreti Süleyman'ın meşhur mührü bulunmaktadır. Hazreti Davud Aleyhisselam da Hazreti Süleyman Aleyhisselam da Allah'ın peygamberleridir ve haliyle Müslümandırlar. Bu altı köşeli yıldız da İslamî bir semboldur ve geçmişte Müslümanlar tarafından yaygın olarak kullanılmıştır. Anlamak istemeyenler için her gün rastlanabilecek basit bir örnek verelim;

 

Kapının Tepesinde Mühr-ü Süleyman

Resim.6) Bu fotoğrafı yıllar önce Üsküdar'da eski bir binanın kapısında çekmiştim. Peki burası neresi? Bir sinagog mu?

 

Kapının Tepesinde Mühr-ü Süleyman

Resim.7) Biraz daha uzaktan bakınca; sanırım değil!
Burası yüzyıllar önce inşa edilmiş Üsküdar (Yeni) Valide Gülnûş Sultan Cami avlusunun kuzey kapısı.
Bu caminin pek çok yerinde de olduğu gibi, Türkiye üzerindeki çoğu eski Osmanlı Camiinde bu sembol mevcuttur ama bunu bilebilmek için camiye gelmek gerekli ;)

 

Beşinci olarak; Hayreddin Paşa'nın sancağındaki beyaz el ise "Pençe-i Al-i Âba"dır ve Hazreti Muhammed (Sallahu Aleyhi ve Sellem), kızı Hazreti Fatma, damadı Hazreti Ali ve torunları Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin'den oluşan Ehl-i Beyt'i simgeler. İşte Sancak'ta bulunan bu beyaz el de Ehl-i Beyt'e olan sevgi ve bağlılık anlamındadır.5

Velhasıl sancağın tamemen İslamî olduğu aşikardır.

Jane Hathaway isimli bir Amerikalı yazar bile İstanbul Deniz Müzesinde gördüğü bu rezillik karşısında isyan etmiş :) Buyrun okuyun;

 

"İstanbul'un işlek semtlerinden Beşiktaş'taki Deniz Müzesine gidenlerin karşısına aniden, ünlü Amiral Barbaros Hayredin Paşa'nın (1466-1546) yeşil savaş sancağı çıkar.

Müzeden yirmi-otuz metre uzakta bir mezarda yatan, Hayreddin Paşa'nın sancağı üzerinde, çok stilize edilmiş bir şekilde, ilk halifelerden Hazreti Ali'nin çift ağızlı kılıcı Zülfikâr görülür.

Osmanlı ikonografisine özgü bir biçimde tasvir edilen kılıcın iki ağzı arasında geniş bir ayrık görülür. Zülfikâr Osmanlıların yüzyıllar boyunca yaygın olarak kullandıkları İslam ikonlarından biridir. Ancak müze bu gerçeğin farkında değil gibidir.

Sancağın altında yer alan açıklamada Zülfikâr, 'Hıristiyan Üçlü Teslisi'nin bir sembolü olarak tanımlanmakta ve açıklama söyle devam etmektedir:

Onaltıncı yüzyılda Osmanlı donanması, üç dinin de hüküm sürdüğü ticari coğrafyaya egemen omuştur. Bu nedenle, hıristiyanlığın simgesi de sancağa işlenmiştir...

Kılıcın ayrık ağızları arasında altı uçlu bir yıldız yer alır: Hazreti Süleyman'ın mühürü veya Hazreti Davud'un yıldızı, yine yaygın bir İslâmi simge. Yine de müze bu simgeyi "Teslis" gibi, güyâ Osmanlı hoşgörüsünü ve ekümenizmini temsil eden bir musevi sembolü gibi yeniden yorumlamıştır.

Sergilenen eserin altındaki bu şaşırtıcı açıklama, Türkiye Cumhuriyeti'nin veya en azından Cumhuriyet müzelerinden birinin, vârisi olduğu imparatorluğun simgeler evrenine ne kadar yabancılaşmış olduğunun yansıması gibidir.

Ancak yirmi otuz yıl içinde, Deniz Müzesi'ni düzenleyenler için bu sembolik anlama ilişkin bütün bu yapı kaybolmuştur. Müze bu ikonografinin fiziksel kanıtlarını tutmasına karşın, ikonun anlamını kaybetmiştir. Deniz Müzesinin düzenlenmesinden sorumlu olanlarının, ikongrafik Rorschach testini geçemediklerini söyleyebiliriz, en azından testin varsayımları bütünüyle değişmiştir.

Gören kişinin geldiği kültürel bağlama uyum sağlayan Müslüman ikonu olarak kalmak yerine, kılıç imgesi, hegemonyacı bir hıristiyan sembolü rolüne bürünmüş ve Osmanlı tarihi bu sembole uyum sağlayacak şekilde yeniden biçimlendirilmiştir. Bu ilginç (ve açıkça postmodern) durumdan, tarihçiler, korumadan yana olanlar ve Osmanlı mirasının varisleri için ne tür dersler çıkarılabileceği konusunu ise okurlara bırakıyorum."6

 

Hayreddin Paşa her şeyden önce dindar bir Müslüman'dı. Bunu anlayabilmek için sadece anılarının anlatıldığı ve bizzat yardımcısına yazdırdığı "Gazavat-ı Hayreddin Paşa" adlı eseri okumak yeterlidir. Yalnız, bozulmuş ve sansürlenmiş bazı yeni baskılarından uzak durmanız gerekir! Bu kitaptan sadece çok kısa bir alıntı bile aslında durumu açıklamaya yeterli olur;

 

"...Teknelerden üç dörtyüz bahadır gazi yiğitle beraber karaya çıkıp yetiştik.

Dalkılıç, ateştâb olup kafîr-i ebedîleri öyle bir kırış kırdık ki, kıra kıra mel'unları kale kapısına dar soktuk.

Üçyüzden fazla kâfir-i bîdinleri kılıçtan geçirip, yüzelli kadarını da diri tutup esir eyledik."

 

...Defalarca keşif ve kerâmetleri görülmüş bir veli, gazi, mücahit kimse idi.

Ölümüne ebced hesabı ile "Mâte reis-ül bahr - deniz reisi öldü" cümlesi tarih (hicrî 953) düşürülmüştür.7

 

"Kaptan Paşa cesareti derecesinde dindardı. Oruç ve Hayreddin namaz kılmadan hiçbir muharebeye girmezlerdi. 8

♦ Açıklamalar

1. Kaptan Paşa olmadan önce de Hızır Reis'in sancağında, Kuran-ı Kerim'den ayetler yazılıydı. [geri]
2. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsirinden - http://www.kuranikerim.com/telmalili/saf.htm [geri]
3. Bazı kaynaklarda suya bıraktığı bazı kaynaklarda ise geminin bordalarına astırdığı yazılmaktadır. [geri]
4. Kaynak: Gazavat-ı Hayreddin Paşa [geri]
5. Bana bu bilgiyi gönderdiği için sayın B. Aydoğdu'ya çok teşekkür ederim. [geri]
6. Unutulan İkon: Hz.Ali'nin Kılıcı Zülfikâr'ın Osmanlı Türevi, Cogito, Yapı Kredi Yayınları, üç Aylık Düşünce Dergisi, Sayı 19 - Yaz 1999, sayfa 146-160, Jane Hathaway, İngilizceden çeviren; İdil Eser. [geri]
7. Barbaros Hayreddin Paşa'nı Hatıraları - 1.cilt, Tecüman 1001 temel eser, Baskıya Hazırlayan; Ertuğrul Düzdağ [geri]
8. Dorya ve Barbaros, Jurien de la Graviére [geri]
 







Telif Hakkı © 1997-2017 [uskudar.biz] - sürüm 5.5.1 - Bütün Hakları Saklıdır. Kullanım şartları için tıklayın!
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.