SeyrüseferSavunma Sanayii → Milli Denizaltı: MİLDEN - Tahrik

Milli Denizaltı: MİLDEN - Tahrik

Seyir Defteri - Savunma Sanayii
Çarşamba, 08 Şubat 2017

AtomAşikâr olduğu üzere, bir süredir bahsi geçen ve MİLDEN olarak adlandırılan Milli Denizaltı projesinin tasarım kavramı üzerinde konuşulması gereken çok sayıda hassas ve birbirinden önemli husus mevcuttur. Ama diğer taraftan bu konuların Türk denizcilik camiası tarafından değerlendirilmesi ve tartışılması imkânları, ülkenin ve Türk milletinin hem kısa hem de uzun vadeli çıkarlarının korunabilmesi ve hatta bekâsı için son derece elzem olmasına rağmen, kalın bir perde ve derin bir sessizlik altındadır.

Her ne kadar Reis Sınıfı denizaltı projesi bile yaşanan büyük gecikmelerden sonra henüz başlayabilmiş ve tamamlanabilmesi için daha uzun seneler gerekli olsa da sonraki çalışma olacağı söylenen MİLDEN için mevcut şartlarda gerçekten-milli bir çözüm için yeterli zaman kaldığını ifade edebilmek de pek kolay değildir. Tabii burada asıl mesele söz konusu projenin gerçek muhteviyâtı ve ayrıca bakış açıları ile alâkalıdır.

Garip bir şekilde, Türkiye'de insanların milli kavramından ne anladıkları veya anlamak istedikleri aslına bakılırsa olmaması gereken ölçüde büyük sapmalar gösterebilmektedir ki bu şartlarda doğru bir neticeye ulaşabilmek de son derece zor bir durum haline gelmektedir. Yukarıdaki sebeplerle, MİLDEN'i hiç olmazsa birkaç bölümden müteşekkil olarak bugünden kısaca değerlendirmek yoluna gidilmeye çalışılmaktadır, tamamen ve kesinlikle beyhude bir çaba olduğu bâriz olsa bile...

Yazının ilk bölümünde, meselenin en temel noktası olan mukavim tekne malzemesi, içinde bulunduğumuz nâhoş durum açısından ele alınmıştı ki orada da bahsedildiği üzere; ortada milli çelik olmadan, zaten milli bir denizaltıdan bahsetmek tamamen hayâl ürünüdür! MİLDEN'in mühendislik ve tasarım açısından değerlendirilmesi hususunun daha sonraki bir zamanda, muhtemel üçüncü bölümde ayrıca ele alınması düşünülmektedir.

Şimdi bu ikinci bölüm için seçilen konu ki çelikten sonra söz konusu denizaltı projesinin başarısı üzerinde en önemli değişken olarak görüldüğü için böyle bir tercih yapılmıştır; MİLDEN'in tahrik sistemi seçimi hakkında olacaktır.

Bugün için MİLDEN tasarımının ilk gemisinin 2030-2035 aralığında hizmete girebileceğini öngörebilmek mümkündür. Bu durumda kabaca 2035-2070 döneminde hizmet etmesi düşünülen bir denizaltının söz konusu olduğu anlaşılabilir. Belirtilen bu zaman dilimini iyi anlayabilmek, gelecek nesil bir yeni denizaltının tasarım kavramının doğru bir şekilde oluşturulabilmesi açısından son derece önemlidir.

2035 sonrası için şimdiden öngörülebilen muhtemel DSH1 teknolojisi ilerlemeleri, harekât ihtiyaçları ve düşman donanmaların ulaşabilecekleri güç seviyeleri gibi kavramlar göz önüne alındığında MİLDEN'in nasıl bir tasarıma ihtiyaç duyacağı da kendini belli etmeye başlar. Bu ihtiyaçların içinde kesinlikle en önemli değişken diğer bazı hassas tasarım ihtiyaçları üzerinde de doğrudan etkisi olan; Tahrik Sistemi olarak öne çıkmaktadır.

Öncelikle inşa faaliyetlerinin sürdürülmekte olduğu Reis Sınıfı denizaltıların tahrik sistemi bileşenlerini kısaca hatırlatmakta fayda var:

  • İki adet dizel-elektrik jeneratör (MTU-Siemens/Almanya)
  • 648 adet2 kurşun-asit akü (Exide/Almanya-Türkiye) [NaS akü iddiası da var ama şüpheli!)
  • Bir adet DC elektrik motoru (Siemens/Almanya)
  • İki adet BZM-120 yakıt hücresi (Siemens/Almanya)
    • Dahili sıvı Oksijen sarnıçları (Almanya-Türkiye)
    • Harici metal-hidrat Hidrojen sarnıçları (Almanya)

Ayrıca donanmamızın elinde mevcut bulunan bütün denizaltılar da yukarıda sıralanan son maddedeki Yakıt Hücresi sistemi hariç olmak üzere, motor/akü güçleri ve sayılarındaki küçük farklar dışında, köken ve teknoloji olarak tamamen eşdeğer bileşenlere sahiptir.


Reis Sınıfına dönersek, bu denizaltı tasarımının zaten bilinen mühendislik sıkıntıları mevcuttur ve ayrıca genel anlamıyla konuşulduğunda ve bu tasarım ödenen bedel ile orantılı olarak değerlendirildiğinde, başarısız ve yetersizdir; mesela toplam hidrodinamik değerlendirme açısından Tip214, çok daha eski olan Tip209'un bile gerisinde bir araçtır. Çok satılmış olması Tip214'ün değil ama alman düzenbazlığının üstün başarısını(!) göstermektedir.


En azından günümüz için konuşulan durum ne yazık ki MİLDEN'in de tamamen yukarıdaki tahrik sistemi bileşenlerine sahip olacağı yönündedir. İdâri yapı, bu bileşenlerin Türkiye Cumhuriyeti nezdindeki durumunu sanki anayasanın değişmez maddesi gibi bir muameleye tâbî tutagelmektedir: Deniz Kuvvetlerinde alman MTU/Siemens kökenli donanımların yerine başka bir seçenek tercihi adeta teklif dahi edilemez(!) hükmündedir. Tabii ki bu durumun sebebini günlük siyasi hareketlere bakarak anlayabilmek de mümkün değildir ve bu düzenin asırlık çok sağlam köklerini doğru bir şekilde kavrayamadan Türk milletinin çıkarlarını korumak amacıyla derdimize bir çare bulabilmek de imkân dahilinde olamaz.

Havadan Bağımsız Tahrik (HBT) sistemi Türk Donanmasının ihtiyaçları açısından bugün için bile kesinlikle çok büyük bir gerekliliktir ve haliyle gelecekte de böyle olacaktır. Tabii bu durumda önce "Nasıl bir HBT?" sorusuna doğru cevap verebilmemiz gereklidir. İlk olarak, kullanabileceğimiz muhtelif HBT çözümleri için göz önüne alınması gereken başlıca dört önemli kavramı, Reis Sınıfı denizaltılarımız üzerinde hizmete girecek alman HBT sistemini temel alarak, kısaca değerlendirmeye çalışalım:


  • Millilik ve Bağımsızlık

PEM türü bir Yakıt Hücresi olan ve BZM-120 olarak adlandırılan sistemin milliği diye birşey zaten söz konusu değildir. Ama dahası Türkiye büyük paralar verdiği bu sisteme en ufak bir müdahalede bulunma hakkına bile sahip değildir ve sistemin bakım için dahi belli aralıklarla sökülüp Almanya'ya gönderileceği açıklanmış bir bilgidir. Ayrıca metal-hidrat temelli Hidrojen saklama sistemi için de mutlak bir dış bağımlılık söz konusudur. Velhasıl mevcut HBT çözümü ne milli ne de yerli değildir ve daha kötüsü %100 gibi kabûl edilemez bir dış bağımlılığa sahiptir; üstelik de açıkça Türk milletinin gelmiş-geçmiş ve gelecek en büyük düşmanı olan bir millete!


  • Güç üretim yeteneği

Herbir Reis Sınıfı denizaltı üzerinde toplam 240kW gücünde iki adet yakıt hücresi mevcuttur. Bu güç, değil geleceğin bugünün harekât ihtiyaçları için bile yeterli kabûl edilemez! Şunu unutmamak lâzım; harekât ihtiyaçları ülkelere göre büyük farklılıklar gösterir. Mesela Portekiz donanmasında da aynı denizaltı ve HBT sistemi kullanılıyor gibi bir mantıkla düşünmek aslında çok sığ bir yaklaşımda bulunmak olur. Oysa görünür gelecekte Portekiz'in savaşacağı herhangi bir muhtemel düşman mevcut bile değildir, Portekiz gibi ülkelerin böyle alımlar yapması sadece arpa paylaşımı içindir, savaşmak için değil.

Ama Türkiye için durum tamamen farklıdır ve Türk denizaltılarına gerçekten ihtiyaç duyduğumuz o gün geldiğinde Akdeniz üzerinde, büyük ölçüde hava-uzay üstünlüğüne sahip olacak bir düşmanla çatışacağız ve işte bu şartlar altında böyle bir HBT yetersiz kalacaktır... Velhasıl Milden için çok daha iyisine ihtiyacımız olduğu kesindir ve aslında bu durum Reis Sınıfı için bile geçerlidir.


  • İnşa maliyeti

İnşa maliyeti de doğal olarak gayet önemli bir değişkendir, özellikle de Reis Sınıfında olduğu gibi ortada gerçekten-milli bir katkı mevcut değilse. Bu durumda başlangıç olarak yine Reis Sınıfı denizaltılara müracaat etmek uygun olur. Geçen sene bu denizaltılar üzerinde bize satılan HBT sisteminin maliyetinin hesaplanması hususu ele alınmıştı ki ayrıntıları merak edenler için oraya bakmak uygun olabilir. Sadede gelirsek, Reis Sınıfı her bir denizaltımız üzerinde bulunacak olan ve toplam 240kW gücündeki bir tek HBT sistemine ödediğimiz bedel yaklaşık olarak:

  • 185.289.351 dolar

gibi inanılmaz bir maliyete sahip görünmektedir. Üstelik ödenen bedele rağmen cihaz üzerinde hiçbir tasarrufumuz olmadığı gibi, en önemli sistem bileşenlerinden metal-hidrat temelli Hidrojen sarnıçlarının teknolojisi daha hizmete girmesine yıllar olmasına rağmen şimdiden eskimiştir! Bu sarnıçlar eğer milli bir çözüm olsaydı biraz eski bir teknolojiye sahip olması kesinlikle dert değildi ama ödediğimiz bedele ve dış bağımlılığa bakınca böyle iyimser düşünebilir miyiz?


  • İşletme maliyeti

İnşa maliyetini kabaca hesaplayabilmiş olsak bile işletme maliyeti için aynı şeyi yapabilmemiz eldeki verilerle mümkün değildir. Ama kurulmuş bulunan asırlık düzenin bir yansıması olarak bunun hayal gücümüzün ötesinde yüksek bir maliyetinin olacağını da tahmin edebilmekteyiz. Yukarıda da yeri geldikçe değinildiği üzere söz konusu sistem %100 oranında dışa bağımlıdır, bunun yanında Hidrojen saklama sistemi de hem eski hem de pahalıdır, sonuçta aldığımız birinci nesil yakıt hücresidir ve almanlar ikinci büyük vurgunu işletme maliyetleri üzerinde yapacaklar şeklindeki öngörü mantıksız da değildir.


Fakat işin daha kötü tarafları da var. Bunların başında ayrıntıları henüz resmen açıklanmamış olsa da MİLDEN için de yine BZM-120 temelli bir PEM3 yakıt hücresinin, 21.yüzyılda başarıyla üzerimizde tatbik edilegeldiği şekliyle, muhtemelen bazı parçalarının Türkiye'de birleştirilmesi suretiyle, her zaman olduğu gibi, teknoloji transferi ve milli çözüm palavraları ile birlikte ve alman derin devletinin güdümündeki yaygın yerli medya tarafından da başarıyla desteklenerek, kullanılması olacak gibi görünüyor ki bu yöndeki bir yol haritasının varlığından seneler önce bile bahsediliyordu.


Gerçekte Nasıl Bir HBT'ye İhtiyacımız Var?

Evet son günlerde bir şekilde su yüzüne çıkan ve milli bir çözüme dayanma ihtimali söz konusu olan (en az iki farklı) bazı yerli HBT çalışmaları da mevcuttur ve bu çalışmalar son derece önemlidir. Fakat uzak geçmişe ve yakın geçmişe bakıldığında, söz konusu çalışmalar alman çıkarlarıyla çelişir seviyeye ulaştığında, bu projeleri nasıl bir akıbetin bekleyeceği de az çok tahmin edilebilmektedir.

Çünkü asıl mesele hiçbir zaman herhangi bir mühendislik ürününün Türkiye'de özel teşebbüs veya devlet imkânları ile tasarlanıp üretilebilmesi olmamıştır. Bu topraklarda her neye ihtiyaç duyulursa bunu tasarlayıp üretebilecek insan gücü daima mevcut oldu ve dolayısıyla gerçekten-milli bir HBT sisteminin de bu doğrultuda üretilememesi için hiçbir teknik sıkıntı mevcut değildir ama zaten eskiden de değildi ki, peki sonuç? Sıkıntı tamamen daha başka bir yerde ki bizim baktığımız orası değil...

Günümüzde kullanılan ve geliştirilmekte olan bütün konvansiyonel HBT sistemleri, performanslarını sınırlayan ve aşılması mevcut teknolojilerle kısa vadede mümkün görülmeyen bazı ciddi teknik darboğazlara sahiptir. Bu sebeplerle güç üretim yeteneklerinde, gerçekçi denizaltı ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyede, belirgin bir iyileşme elde edilebilmesi ne kısa hatta ne de orta vadede beklenmemektedir. Bu sebeple özellikle gelecek nesil bir denizaltı söz konusu olduğunda;

Türk Deniz Kuvvetlerinin gerçekçi ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için tek bir HBT seçeneği kalmaktadır:

Nükleer Sistem!


Denizaltılar ve Atom Enerjisi

Hemen herkesin duyduğu gibi bir denizaltı üzerinde, çekirdek enerjisinin sağladığı adeta sınırsız sayılabilecek imkânlardan yaralanan ilk ülke ABD olmuştur. İkinci Dünya Savaşının hemen sonrasında ABD donanması kendi sahip olduklarından belirgin seviyede ileride bulunan özellikle Tip21-23 teknolojisi ile karşılaştığında, bir yandan bundan faydalanmak için de çalışmaya başlamıştı. İşte inşa ettikleri ilk atom denizaltısı da tahrik sistemi hariç olmak üzere temelde söz konusu alman teknolojisinin kendi ihtiyaçlarına ve tasarım anlayışlarına göre şekillendirilmiş ve büyütülmüş bir uyarlamasıydı.

Dünyanın ilk nükleer denizaltısı olan ve inşasına 1952'de başlanan Nautilus (SSN 571) 1954'de denize inmiş ve 1955'de de hizmete girmiştir. Sonraki birkaç sene içinde Nautilus sahip olduğu tükenmeyen sayılabilecek güç ile, denizaltılara ait bütün sürât ve menzil rekorlarını rahatlıkla kırmıştı. 98m uzunluğundaki 3.500 tonluk Nautilus üzerinde STR4 (Submarine Thermal Reactor) olarak adlandırılmış olan 10MW gücünde bir Basınçlı Su Reaktörü mevcuttu ki bu sayede denizaltı azami sualtı sürâti olan saatte 23denizmili ile süre kısıtlaması olmadan devamlı olarak yol alabiliyordu.


Nautilus'tan sonra aradan şimdilik 62 sene geçti ama bizim denizaltılarımız hâlâ emekliyor ve daha kötüsü bu halimizden o kadar memnunuz ki (!) bu kadar önemli bir gelişmeden tam bir asır sonra, 2050'lerde ve sonrasında bile aynı denizaltıları kullanmayı istiyoruz! Karamsarlığa kapılmamak çok zor.


İlk atom denizaltısı için geliştirilen reaktör

Resim.1) İlk atom denizaltısı üzerinde kullanılan STR adlı nükleer reaktörün prototipi Idaho'daki bir kara tesisinde denizaltı şartlarında karada çalıştırıldığı ve geliştirildiği ortamda görülüyor. Reaktör gerçek denizaltıda olacağı şekilde mukavim teknenin tahrik bölmesi içinde ve etrafında da su dolu bir havuz mevcut, 1950 civarı. [1]


Atom enerjisinin denizaltılara uyarlanması ile birlikte denizaltı teknolojisi de artık tamamen yeni bir çağa girmiş oldu, tabii sadece birkaç ülke için. Denizaltı teknolojisindeki bu büyük sıçrama ile birlikte donanma stratejilerinin de yeniden oluşturulması gerekmiştir. ABD'deki bu ilerlemeye kısa bir süre içinde SSCB de ayak uydurdu. Bilâhare İngiltere ve Fransa bu kervana katıldı. Daha sonra Çin de yavaş yavaş bu teknolojiye hâkim olmaya başladı.

Durum uzun süre böyle devam ettikten sonra 2010'larla birlikte yeni oyuncular da sahne almaya başlamıştır. Adı ilk olarak anılması gereken, kendi ülkesinde inşa ettiği ilk nükleer tahrikli denizaltıyı geçen sene tamamlamayı başaran Hindistan'dır. Aslında Hindistan uzun süredir Rusya'dan kiraladığı birkaç nükleer güçlü denizaltıyı kullanmakta olduğundan bu alana daha önce girmiş de kabul edilebilir.

Günümüzde sessizce de olsa yürüdüğü bilinen en yeni nükleer denizaltı programı ise Güney Kore'ye aittir. Devam etmekte olan ilk yerli denizaltı programı KSS-3'ü nükleer bir KSS-4'ün takip edeceği yönünde belirgin bazı işaretler mevcuttur.

Şimdilik hazırlanma safhasında olan ve kaçınılmaz gibi görünen Çin-ABD savaşında kullanılmak üzere Japonya'ya da ABD tarafından nükleer denizaltı inşa izni verilmesi beklenmekte olduğu için Japonyanın da önümüzdeki 10-15 sene içinde sıralamaya girmesi beklenebilir.

Yine aynı coğrafyada yer alan Avustralyanın SAE1000 ihalesi tercihinde orta/uzun vadede nükleere geçiş niyetinin etkili olmuş olması da muhtemeldir.

Nihayet Pakistan'ın da bu yönde ciddi hedefleri mevcuttur ama imkanları kısıtlıdır ve muhtemelen Çin desteği ile birlikte Pakistan'da da orta vadede bazı gelişmeler yaşanabilir...

Fakat bu noktada adı anılması gereken iki dikkat çekici ülke daha mevcuttur: Arjantin ve Brezilya. Her iki ülkenin de nükleer denizaltı programları 1980 civarında başlamıştı; Brezilya'da ~1979, Arjantin'de ~1983. Fakat orta-güney Atlantik bölgesinin stratejik durumu ve buna bağlı olarak mâlum iki ülkenin5 derin çalışmalarının da etkisiyle bu iki proje, hem bu ülkelerin başlarına bela olmuş hem de beklendiği üzere, bizim de gayet aşina olduğumuz şekillerde kurgulanan içeriden ve dışarıdan organize edilen baltalamalarla çok büyük gecikmelere maruz kalmışlardır ve ilgi çekici bir şekilde bu kumpasların başrolünde de yine Almanya vardır.

Bilhassa her iki ülkenin de tıpkı bizim gibi, batı destekli askeri darbelerle şekillendirilen tarihlerinin Türkiye ile çok büyük benzerlikler göstermesi sebebiyle içinde ibret almamızı gerektiren önemli noktalar barındırmakta olduklarından, hem Arjantinin hem de Brezilyanın son derece ilgi çekici nükleer denizaltı programlarını bi' ara ayrı ayrı ve kapsamlı olarak ele almayı da düşünmüyor değilim.


Brezilya tarafından SN-Br için geliştirilen nükleer tahrik sisitemi

Resim.2) Brezilya tarafından milli imkânlarla tasarlanıp üretilen ve SN-Br olarak adlandırılan denizaltı sınıfı üzerinde kullanılacak olan nükleer tahrik sistemini gösteren bir 3B model. [2]


Şimdilik bu iki ülke için durumu birkaç cümle ile noktalamak gerekirse;

Brezilya kısa bir süre önce Fransa ile birlikte ilk nükleer denizaltı programını başlatmıştır. Bu program çerçevesinde Fransız desteği ile Brezilya'da şu anda iki tür denizaltı inşa faaliyeti birden yürütülmektedir. Bunlardan ilki büyütülmüş bir Scorpéne sınıfı olan ve S-Br olarak tanımlanan konvansiyonel program, ikinci ise nükleer tahrikli olan SN-Br adlı programdır. SN-Br üzerinde kullanılacak olan tahrik sistemi tamamen Brezilyanın milli imkanlarıyla tasarlanmakta ve imâl edilmekte, denizaltının geri kalan sistemleri için ise Fransız desteği alınmakta ve denizaltılar Brezilya'da inşa edilmektedir.

Arjantin ise bu alanda Brezilya kadar ilerleyememiş durumdadır ve ülkenin gerek siyasi gerekse iktisadi durumu sebebiyle bir müddet daha somut bir gelişme yaşanması doğrusu beklenmemektedir.

Brezilyanın söz konusu denizaltı programlarının bizim açımızdan özellikle dikkât çekici bir noktası da vardır. Brezilya, taktik-maliyet-tedarik üçgeninde S-Br için tercih edeceği herhangi bir konvansiyonel HBT teknolojisinin mantıklı bir seçenek olamayacağı başarıyla tespit edebildiği için

  1. Konvansiyonel denizaltı programında herhangi bir HBT kullanmamayı, bunun yerine denizaltıyı büyütmeyi, maddi kaynaklarını ise daha mantıklı kullanmayı tercih etmiştir ve
  2. Brezilya diğer denizaltı programına paralel olarak kendi milli nükleer HBT sistemini geliştirmiş ve ülkesinin savunmasına sınıf atlatacak ilk nükleer denizaltı programını da bütün tehditlere rağmen başlatmıştır.

İşte Türkiyenin de dikkâtle incelemesi gereken bir numune ve bir ders: Birinci, hatta ikinci seviyeden bir donanma gücüne karşı sadece konvansiyonel denizaltılara bel bağlayarak karşı koyamazsınız! Tabii, zaten hiç de böyle bir niyeti olmayanlar, mesela 15 Temmuz'un darbeci taifesi gibi küffârın tarafında olanlar için başka...


Maliyetler ve Yetenekler

Yukarıda kısaca bahsedildiği gibi tek bir HBT sistemine yaklaşık 189milyon dolar civarında bir para ödüyoruz. Peki denizaltı nükleer reaktörlerinin maliyetleri ne kadar?

Hassas bir veri bulmak zor olsa da [3] gibi muhtelif kaynaklar vasıtasıyla maliyetlerin kabaca elde edilebilmesi mümkün görünmektedir. Bu doğrultuda mesela Geliştirilmiş Los Angeles (688I) sınıfı bir denizaltı üzerinde bulunan 165MW ısıl gücündeki S6G reaktörünün maliyetinin 100milyon dolar ve Nimitz sınıfı bir uçak gemisi üzerinde bulunan 550MW ısıl gücündeki A4W reaktörünün6 maliyetinin de 200milyon dolar mertebesinde olduğu bilinmektedir.

Numune olarak S6G reaktörünü ele alırsak ve bizim Reis Sınıfı üzerindeki yakıt hücresi ile karşılaştırırsak kabaca aşağıda sunulan sistem değerlerini elde edebiliriz:


Tahrik Sistemi Yaklaşık
Maliyet
dolar
Güç
Yeteneği
MWe
Güç Üretme
Süresi
Yıl
Birim Güç Başına
İnşa Maliyeti
dolar/kW
S6G 100 milyon ~50 ~30
2.000
2xBZM-120 189 milyon ~0,24 ~ 0,046
772.039

Çizelge.1) 688I ve Reis Sınıfı denizaltıların tahrik sistemi inşa maliyetlerinin ve güçlerinin karşılaştırılması.


Yukarıdaki çizelge özet olarak yediğimiz alman kazığının büyüklüğünü ifade edebilmek için yeterli olsa gerek. Kullanılan hesaplama yöntemlerinde ve kaynaklarda bir miktar hata olabileceği varsayılsa bile söz konusu hata [Çizelge.1]'de ortaya çıkan sonuçlar arasındaki oranın yanına bile yaklaşamayacaktır. Ve bu kadar büyük bir bedele karşılık elimize geçen, gerçek savaş şartlarında hayatta kalabilme ihtimâli (kiminle savaşacağınıza bağlı olarak) son derece zayıf olabilecek, bunun yanında %95 oranında dışa bağımlı ve buna bağlı olarak güvenilmez ve de üstelik dünyadaki en yüksek maliyetliler arasında bulunan bir araçtır. Kaldı ki biraz dikkâtli düşünüldüğünde mevcut HBT sistemini bedavaya bile almış olsak, aslında zararlı çıktığımız anlaşılabilir.


Şimdi okuyucunun aklına takılan soru ise şöyle olabilir:

Türkiye kendi imkanlarıyla bir denizaltı için gerekli nükleer tahrik sistemini tasarlayıp üretebilir mi?

Cevabı kısaca verebilmek mümkün: Evet.

Fakat bu cevabı büyük bir ama takip etmek zorunda çünkü cevap aslında sadece teknik olarak evet anlamındadır ve AMA meselenin gayet netâmeli olan ve böyle bir çalışmanın da önündeki temel engel olan siyasi tarafı o kadar acayiptir ki hakkında ciltler dolusu yazı yazmak mümkündür.

Türkiye'de nükleer enerji meselesi 1956 itibarı ile gündeme alınmış ve 1959 temeli atılan ilk reaktör 1962 itibarı ile hizmete girmişti. Takip eden senelerde yine Çekmece'de ikinci bir Reaktör ve 1979'da İTÜ'de üçüncü reaktör hizmete girmiştir. Bu küçük reaktörlerin tamamı araştırmaya yönelik olup temelde nükleer mühendislerin ve teknisyenlerin yetiştirilmesi, bunun yanında da sağlık gibi bazı alanlarda ihtiyaç duyulan muhtelif radyoaktif malzemenin üretilebilmesi amaçlıdır.

60 seneden fazladır devam eden ama halen sonuçlanmış olmayan ve ülkenin sanayisinin ve buna bağlı olarak da iktisadının vesaire gelişememesi üzerindeki başlıca etkenlerden olan Türkiyenin Nükleer Enerji'den mahrum bırakılma meselesinin tarihi biraz incelenince bu husus kolayca anlaşılabilir, burada bahsedilecek değildir.

Herşeye rağmen şimdilik 1923 senesi itibarı ile Türkiyenin ilk nükleer enerji santralinin ve akabinde de Sinop'ta ikinci santralin hizmete alınması yönünde çalışmalar sürdürülmektedir. Söz konusu projeler, eğer akıbetleri öncekilere benzemeden bu defa tamamlanabilirse, Milden'in inşasına başlanmadan çok daha önce Türkiye'nin bir eşiği daha aşmış olması muhtemel gibi görünmektedir.


Türkiyenin İlk Atom Reaktörü Haberi

Resim.3) 1956'da çalışmaları başlatılan, 1959'da temeli atılan, Türkiyenin ilk Atom Reaktörünün 1962 senesinde hizmete girişi ile alâkalı bir gazete haberi. [4]


Velhasıl Türkiye, eğer istenirse kendi nükleer HBT sistemini teknik olarak tasarlayıp imâl edebilir ve bunu bir denizaltıya uygulayabilir, Brezilyanın yapabildiğini bizim de yapamamamız için geçerli bir sebep mevcut değildir. Yine de Türkiye Nato'dan ayrılmadığı müddetçe, bu kadar stratejik bir hamleyi asla gerçekleştiremez, Nato üzerinden yürüyen mevcut mekanizmalar bırakın nükleer tahrik sistemini bundan çok daha kolay bir şekilde ulaşılabilecek ve aslında ciddi seviyede ihtiyacımız olan diğer bazı alt teknolojilere erişmemizi bile başarıyla(!) ve kolayca engellemektedir, yaptıkları darbeler de cabası!

Aslında MİLDEN için geliştirilebilecek nükleer HBT sisteminin teknik ayrıntıları hakkında bir yazı yazmak çok daha zevkli ve faydalı olurdu ama mevcut gidişata bakıldığında MİLDEN'in ne olacağı ve ne olmayacağı maalesef şimdiden belli gibi... Zaten yazı da fazlasıyla uzun oldu. Ama çıkmadık candan umut kesilmez demişler!

İlk Bölüm > Milli Denizaltı: MİLDEN - Başlangıç

♦ Açıklamalar

1. DSH: Denizaltı Savunma Harbi [geri]
2. Tasarım uzatıldığı için akü sayısının artması beklenebilir. [geri]
3. PEM: Proton Exchange Membran şeklindeki ingilizce tanımlamadan kısaltma. [geri]
4. STR tasarımı sonraki dönemde S2W olarak yeniden adlandırılmıştır [geri]
5. ABD ve İngiltere [geri]
6. Gemide çift reaktör mevcuttur. [geri]

♦ Kaynaklar

1. Resim.1) http://www.inl.gov
2. Resim.2) http://www.naval.com.br
3. Nuclear Marine Propulsion, 2016,  Magdi Ragheb
4. Resim.3) http://gecmisgazete.com - Hürriyet Gazetesi - 28 Mayıs 1962
 







Telif Hakkı © 1997-2017 [uskudar.biz] - sürüm 5.5.1 - Bütün Hakları Saklıdır. Kullanım şartları için tıklayın!
Joomla! GNU/GPL lisansı altında özgür bir yazılımdır.